Nasyonal Sosyalist Sinema

nazi-cinema-in-paris

20.yüzyılın halkla en çok bütünleşen sanat dalı olan sinema, bu özelliği nedeniyle siyasetin de en çok ilgi gösterdiği alan olmuştur. Sinema doğrudan propaganda için kullanılmasının yanı sıra dolaylı olarak da halkı yönlendirmede siyasetin faydalandığı araçlardan biridir. Bu yazıda nasyonal sosyalizmin Alman sinemasına etkisi ve Nazilerin sinema sanatından nasıl yararlandığı incelenecektir.

Erken Dönem Alman Sineması ve Weimar Sineması

1 Kasım 1895’de, Lumiére kardeşlerin Paris’teki ünlü film gösterisinden iki ay önce Max ve Emil Skladanowsky kardeşler, Berlin’deki Wintergarten’da biyoskop kullanarak on beş dakikalık bir film gösterirler.[1] Oskar Messter, P. Continsouza’nın 1896’da icat ettiği ve film oynatmada bugün de kullanılan Malta Haçı tekniği ile yapılmış makineyi aynı yıl Almanya’ya getirerek kullanıma sokmuştur.[2] Yine Messter, filmde gramofonu birlikte kullanarak sinemaya sesi de katmıştır. Almanya, sinema tarihinin öncü gelişmelerini eşzamanlı olarak takip etmesine karşın, kendine özgü sinemayı ancak 1910’larda ortaya koyabilmiştir. Bu tarihe kadar sadece eğlence ve gösteri amacıyla kullanılan sinemaya tepki olarak 1913’te autorenfilm[3] terimi ortaya atılır ve önemli yazarların senaryolarıyla ya da onların metinlerinden uyarlanmış senaryolu filmler çekilmeye başlanır. Aynı dönemde Max Reinhardt gibi önemli tiyatro yönetmenlerinin de sinemada çalışmaya başlaması sonucu ulusal Alman sineması oluşmaya başlar. Stellan Rye’ın Der Student von Prag’ı (Praglı Öğrenci, 1913), Paul Wegener ve Henrik Galeen’in Der Golem’i (1914) bu döneme örnek filmlerdir. I. Dünya Savaşı sırasında Almanya’da yabancı filmlerin yasaklanması yerel sinema sektörünün gelişmesine katkıda bulunur. Yine bu dönemde III.Reich’da büyük önem kazanacak Universum-Film AG (UFA) isimli yapım şirketi kurulur.

Weimar Almanyası’nda (1919-1933) sinema sektörü önemli bir atılım yaparak dünyada Hollywood’dan sonra ikinci büyük sinema sektörü olur. Bunda devlet korumacılığının ve nispeten hafif bir sansür anlayışının rolü büyüktür. Erken Weimar sinemasına dışavurumculuk damgasını vurmuştur. Dışavurumculuk, die Brücke (Köprü) Grubu’nun sanat anlayışından esinlenilmiş set ve kostüm tasarımları ile dışavurumcu edebiyat etkili senaryolarla kendisine özgü bir sinema anlayışını ortaya koymuştur. Örneğin, Robert Wiese’nin 1919’da çektiği Das Kabinett des Dr.Caligari (Doktor Caligari’nin Muayenesi) adlı filmin etkisiyle psikolojik bozukluğa sahip karakterlerin çarpıtılmış dekorlar içindeki serüvenleri bir dönem Alman sinemasında oldukça popüler olacaktır. Paul Wegener ve Henrik Galeen, 1920’de Der Golem’i dışavurumcu bir yorumla tekrar çekerek dönem sinemasının en önemli örneklerinden birine imza atarlar. F.W. Murnau’nun Nosterfau’su (1922) ile sinema tarihinin ilk vampir filmi gerçekleşirken, Fritz Lang, Metropolis (1926) ile ilk bilimkurgu filmini yaratır.

das-cabinet-des-dr-caligari-postermetropolisposter

Neue Sachlichkeit (Yeni Nesnelcilik) anlayışını benimseyen sanatçılar dışavurumcu sinemaya tepki olarak daha çok kapalı mekânlarda geçen, ayrıntılara önem veren, karaktere odaklanan daha sade filmler (Kammerspielfilm) çekmeye başlarlar. Lupu Pick’in 1921’de çektiği Scherben (Paramparça), Leopold Jessner’in aynı yıl çektiği Die Hintertreppe (Arka Merdiven), dışavurumcu sinema ile yeni nesnelci sinema arasında bir köprü sayılabilecek olan F.W. Murnau’nun Der Letzte Mann (Alçağın En Alçağı) ve Moliére’den uyarladığı Tartüff’ü (1926) bu anlayışın önemli örneklerindendir. Bunların yanı sıra G.W. Pabst, Die Büchse der Pandora (Pandora’nın Kutusu, 1929) ve sesli bir film olan savaş karşıtı Westfront 1918 (Batı Cephesi, 1930) ile yeni nesnelci sinemanın tipik örneklerine imza atar. Piel Jutzi, Slatan Dudow, Berthold Brecht’in temsil ettiği politik filmler, Karl Grune, Pabst, Joe May’ın temsil ettiği kent yaşamının insan üzerindeki olumsuz etkilerini işleyen sokak filmleri (Strassenfilme) ve Arnold Franck, Luis Trenker, Leni Riefenstahl’ın temsil etttiği kentten kaçışı simgeleyen dağ filmleri yeni nesnelci filmin diğer türleridir.

Weimar dönemi sinemasında deneysel örneklere de rastlanır. Özellikle yirmili yıllarda daha da gelişen soyut resim, sinemada da karşılığını bulmuştur. Walter Ruttmann’ın Lichtspiel Opus I (Film Opus I, 1921), Hans Richter’in Rythmus (Ritm, 1921-25) serileri, Viking Eggeling’in Diagonalsymphonie (Diyagonal Senfoni, 1920-1925) isimli filmleri soyut sinema sanatına örnek olarak gösterilebilir.

dre

Sesin sinemaya girmesiyle özellikle popüler türler ağırlık kazanmıştır. Müzikaller, komedilerle birlikte Alman sinemasına star sistemi yerleşmeye başlar. Wilhelm Thiele’nin müzikal komedisi Die Drei von der Tankstelle (Benzin İstasyonunun Önündeki Üçlü, 1930), Eric Charell’in Der Kongress Tantz (Kongrenin Dansı, 1931) isimli filmleri popüler filmlerin önemli örneklerindendir. Almanya’da sesli film teknolojisinin gelişmesiyle yapım şirketleri filmlerin farklı dilde versiyonlarını üretir. Bunun sonucu olarak Alman sinema sektörü Avrupa’da Hollywood’a karşı önemli kazanımlar elde eder. Dönemin starlarından Marlene Dietrich’in başrolünü oynadığı, yönetmenliğini Josef von Sternberg’in yaptığı Der Blaue Engel (Mavi Melek, 1930) isimli film Alman popüler sinemasının başyapıtıdır. Dietrich ile birlikte Lilian Harvey, Emil Jennings, Marika Rökk yeni star kuşağının en önemli temsilcilerindendir.

1930-der-blaue-engel

III Reich Sineması ve NSDAP’nin Sinemaya Bakışı

Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter-Partei (NSDAP), yani Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi daha iktidara gelmeden önce film teknolojisini propaganda amaçlı olarak kullanmayı denemiştir. Weimar döneminde özellikle sol partilerin filmi propaganda aracı olarak başarıyla kullanmaları NSDAP’yi de buna yöneltir ve 1927’de NSDAP’nin Münih örgütü ilk propaganda filmini çeker.[4] Ancak ilk kez 26 Ocak 1928’de Münih’te gösterilen yirmi dakikalık sessiz film istenilen başarıyı kazanamaz.[5] Aynı bağlamda Münih’te ikinci bir film Baldur von Schirach tarafından çekilir ve 29 Eylül 1929’da gösterime girer.[6] Fakat bunun da başarısı sınırlı olacaktır. Propaganda açısından başarılı olan filmi ise partinin Berlin örgütü çekecektir. 1928 sonbaharında çekilen Kampf um Berlin (Berlin İçin Mücadele) isimli film Adolf Hitler’in kırkıncı yaş gününde gösterime girer. Dönemin Berlin’i üzerine sert bir eleştiriyi içeren, geleceğin nasyonal sosyalist ideallerinin şekillendirdiği Berlin’ini betimleyen bu film aynı yıl altmış farklı yerleşim biriminde otuz bin kişi tarafından izlenir.[7] 1931’e kadar yüz kırk bin kişinin izlediği film aynı yıl Berlin Film Denetim Kurulu’nca sansüre uğrar ve filmin bazı bölümleri kesilir.[8] Kampf um Berlin’in başarısı üzerine Joseph Goebbels, Deutschland Erwacht ! (Almanya Uyan!) isimli uzun metrajlı bir filmin çekilmesini planlar fakat parasal zorluklar nedeniyle çekim gerçekleşmez. Goebbels NSDAP’nin propaganda şefliğine getirildikten sonra birçok kısa ve birkaç uzun film çekilecek fakat dönemin koşulları yüzünden bunlar başarıya ulaşamayacaktır. Sinema salonu sahipleri komünist eylemcilerin boykotu ve gösterilerinden korktuğu için NSDAP’nin filmlerini göstermek istemeyecek, bu yüzden filmler halk kesimlerine istenilen ölçüde ulaşamayacaktır. Gösterilmesini istemedikleri filmlere karşı eylem yapmak yalnızca komünist örgütlere özgü değildir. Nitekim 1930 Aralık’ında Erich Maria Remarque!ın romanından uyarlanan Im Westen Nichts Neues (Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok) isimli savaş karşıtı filmin Berlin Mozartsaal’daki prömiyerinde Goebbels’in yönlendirdiği gençler filmi protesto ederler.[9] Film ilerleyen günlerde devam eden gösteriler sonucu kamu güvenliğini tehdit ettiği için gösterimden kalkar. Özetle NSDAP’nin muhalefet dönemindeki film propagandası başarısız olmuştur. Başarı iktidarda gelecektir.

west

Nazilerin İktidarında Sinema Sektörü

5 Mart 1933’deki seçimlerden zaferle çıkan Hitler’in kabinesi 11 Mart’ta toplanır ve Goebbels’in başında olduğu propaganda biriminin bakanlık düzeyinde bir devlet organı olarak örgütlenmesi doğrultusunda karar alır.[10] Propaganda ve Aydınlanma Bakanı Goebbels’in  başkanlığındaki Reichskulturkammer (Reich’ın Kültür Meclisi) üst kurumunun yönetiminde yedi farklı oda oluşturulur: Plastik Sanatlar Odası, Müzik Odası, Tiyatro Odası, Edebiyat Odası, Basın Odası, Radyo Odası ve Film Odası. Almanya’daki tüm sanatçılar bu odalardan birinin üyesi olmak zorundadır ve oda üyesi olmayan bir sanatçının sanatını icra etmesi kesinlikle yasaklanmıştır. Film Odası’nın yasası o kadar keskindi ki, bir filmin yapım aşamasında rol alan herhangi biri oda üyesi değilse, o film yasaklanıyordu. Örneğin Yahudilerin odalara üye olması yasaklandığından filmin herhangi bir aşamasında bir Yahudi’nin görev alması mümkün değildi. Zaten dönemin sinemasında Yahudi yasağı o denli sertti ki, Hollywood stüdyoları bile Almanya’ya ihraç ettikleri filmlerin jeneriklerinden Yahudileri çıkartmaktaydı.[11]

Goebbels, Film Odası’nın başına Weimar döneminde işlediği konularla takdirini kazanan Fritz Lang’ı getirmek ister.[12] Lang’ın Yahudi olduğuna dair iddialara karşı Goebbels, “Kimin Yahudi olduğuna ben karar veririm” şeklinde tepki gösterir.[13] Fakat Lang bu teklifi geri çevirerek Almanya’yı terk eder.[14] Goebbels, film sektörünün denetim altında tutulabilmesi için iki önemli adım atar. Haziran 1933’te büyük bankaların ortak olduğu ve yönetiminde Propaganda Bakanlığı ve sinema sektörünün üst düzey yöneticilerinden temsilciler bulunan Filmkreditbank GmbH (Film Kredi Bankası) kurulur. Amaç, 1929 Bunalımı’ndan sonra zor duruma düşen yapımcı şirketlere destek olmak, ama aynı zamanda bu şirketleri mali yönden bağımlı kılarak denetim altında tutmaktır. 14 Haziran 1934’te çıkarılan Reichsspielgesetz (Reich’ın Film Yasası) ile nasyonal sosyalizmin ruhuna aykırı filmlerin yapımı yasaklanır.[15] Bu doğrultuda sert bir sansür mekanizması uygulamaya koyulur. Çekilmek istenen filmler henüz senaryo aşamasındayken denetlenmeye başlanır. Çekim aşamasında mutlaka sansür kurulundan bir temsilci film setinde bulunur. Çekim bittikten sonra kurul filmi son bir kez izleyerek nerelerin kesilmesi gerektiğine karar verir.

Nasyonal sosyalist iktidarın sinemaya bu denli önem vermesinin nedeni Alman halkının film tutkusudur. 1939 yılında Almanya’da toplam 624 milyon sinema bileti satılırken 1943 yılında bu sayı bir milyar yüz milyona kadar çıkacaktır.[16] 5500 olan sinema salonu sayısı ise işgal bölgeleriyle birlikte 8600’e çıkacak, toplam iki milyon sekiz yüz bir koltuğa ulaşacaktır.[17] 1939’da bir Alman vatandaşı senede ortalama on buçuk kere filme giderken bu sayı 1942’de 14,3’e ulaşmıştır.[18] Goebbels bir konuşmasında “Sokaklar ne kadar kararırsa sinema salonları o kadar aydınlanmalı, zamanın şartları ne kadar zorlaşırsa sanat insanın ruhunu o kadar yüceltmelidir.” demiştir.[19]

Nazilerin iktidarda olduğu 1933-1945 yılları arasında Almanya’da yaklaşık 1500 film çekilmiştir.[20] Önemli film yapım şirketleri arasında Tobis, Terra, Bavaria ve Ufa’nın adları sayılabilir. Ufa’nın Alman sinema tarihi açısından önemi büyüktür. I. Dünya Savaşı esnasında, 1917 yılında kurulan UFA (Universum-Film-Aktiengesellschaft) film sektörüne kalitenin getirilmesi gayesiyle kurulmuştur. Şirketin kuruluşunda hükümetin ve ordunun oynadığı rol uzun süre gizli tutulmuştur. Şirketin esas amacı savaşan askerilerin moralini yükseltecek filmler çekmektir. 1918’de şirketin çoğunluk hissesini Deutsche Bank satın alır. Savaş sonrasında UFA yabancı ülkelerde sinema salonu satın alarak Alman imajını düzeltmeyi hedeflemiştir.[21] Önemli film yönetmenleri ve starlar ile sözleşmeler imzalayan Ufa, Der Letzte Mann, Metropolis, Der Blaue Engel gibi önemli filmlere imza atar. Özellikle Fritz Lang’ın yüksek bütçeli filmleri nedeniyle mali sıkıntıya giren UFA’yı 1927’de daha sonra Adolf Hitler’in ilk kabinesinde yer alacak olan sağ görüşe sahip Alfred Hugenberg satın alır.[22] Hugenberg’in yönetiminde yazılı basın, reklam, haber ajansı sektörlerinde de faaliyet gösteren Ufa, ulaştığı finansal büyüme sayesinde filmleri sesli çekebilecek güce sahip olur. 1937 yılında Hugenberg firmasını devlete satmaya zorlanır. Nasyonal sosyalist iktidar 1942’de ülkedeki altı yapım şirketi kamulaştırır ve bir çatı altında toplayarak UFİ’yi (Universum Film GmbH) kurar.

Nasyonal Sosyalist Sinemada Türler

Nasyonal sosyalist iktidar zamanında çekilen filmlerin %27’si ciddi konulu, %11’i aksiyon, yarısına yakını eğlence türündeyken sadece % 14’ü propaganda doğrudan propaganda filmiydi.[23] Bu toplama girmeyen ancak salon sahiplerinin her gösterimden önce oynatmak zorunda oldukları Wochenschau (haftalık haber filmi) ile devlet kurumlarının Alman toplumu için önemlerini vurgulayan filmler de Nazi sinemasının bir türü olarak değerlendirilebilir.

Eğlence filmlerinin bu denli ağırlıkta olması ilginçtir. Eğlence filmlerinin halkta uyandırdığı iyimserlik Goebbels için büyük önem taşır. Ona göre iyimserlik en az silah kadar önemlidir ve o olmadan bir savaş kazanılamaz. İyimserlik, zorlukları yenmede, engelleri aşmada en güçlü silahtır.[24] Hans Steinhoff’un 1933’de çektiği, komünist bir ailenin oğlunun Hitler gençliğine katılmasını anlatan Hitlerjunge Quex isimli filmini izleyen Goebbels, bu tür doğrudan propaganda filmlerinin halkta ters tepki yaratabileceğini, SA (Hücum Birlikleri) yürüyüşlerinin sinema perdesine değil sokaklara ait olması gerektiğini söyler.[25] Goebbels’e göre propaganda hissettirilmeden yapılmalıdır.

Çektiği propaganda filmleriyle sadece Alman sinemasında değil dünya sinema tarihi içinde de oldukça önemli bir yeri olan Leni Riefenstahl dönemin sayılı kadın yönetmenlerindendir. Her ne kadar çektiği filmlerin nesnel kaygılarla çekilmiş birer belgesel olduğunu iddia etse de sinema üzerine yazı yazan otoriteler bunların birer propaganda filmi olduğu üzerinde fikir birliğime varmışlardır.[26] NSDAP’nin iktidara geldikten sonraki ilk parti kongresini Sieg des Glaubens (İnancın Zaferi, 1933) başlığı altında filmleştiren Riefenstahl, ikinci parti kongresini Triumph des Willens (İradenin Zaferi, 1935) başlığıyla filme çeker. 36 kameranın kullanıldığı bu film Venedik Film Festivali’nde birincilik ödülü alır. Alman yönetmenin başyapıtı kuşkusuz Olympia’dır. 1936 Berlim Olimpiyatları’nı büyük bir ekiple filme alan Riefenstahl filmin montajını ancak 1938’de bitirebilir. 20 Nisan 1938’de prömiyeri gerçekleşen bu film de Venedik Film Festivali’nde birincilik ödülünü alır. 1948’de Uluslararası Olimpiyat Komitesi bu filminden dolayı yönetmene onur madalyası verir. Bu filmler çekim tekniklerine, ışığın kullanımına ve montaja getirdiği yenilikler ile sinema tarihinin önemli başyapıtlarıdır.

de-triumph-des-willens

Propaganda filmleri içinde antisemitist filmlerin ağırlıkta olduğu görülür. Kasım 1938’de Goebbels Almanya’daki her stüdyonun en az bir kez antisemitist film çekmesi doğrultusunda emir verir.[27] Bunlara örnek olarak Jud Süss, 18.yüzyılda Württemberg eyaletinde yaşamış olan Joseph Ben Issachar Süsskind Oppenheimer isimli Yahudi bir bürokratın öyküsünü anlatır. Süsskind Oppenheimer 1738 yılında birçok suçlamaya maruz kalarak yargılanmış ve asılmış gerçek bir kişidir. 1925 yılında Leon Feuchtwanger Oppenheimer’ın hayatını romanlaştırmış, eser tiyatro uyarlaması olarak Londra’da ve Amerika’da büyük başarı kazanmış, İngiltere’de Oppenheimer’in yüceltildiği bir film çekilmiştir. Veni Harlan’ın çektiği Jud Süss Oppenheimer’ın bu denli yüceltilmesine karşı bir yanıttır. Ludwig Metzger ve Eberhart Möller’in senaryosunu yazdığı film ilk kez Venedik Film Festivali’nde gösterilir. Yapımında iki milyon markın harcandığı film altı milyon iki yüz bin mark hasılat yapar. Ferdinand Marian ve Heinrich Georg’un başrollerini paylaştığı filmi yirmi milyondan fazla Alman vatandaşı seyretmiştir.[28] SD[29] raporlarına göre izleyiciler filmde Stuttgart’a topluca diren Yahudilerin gösterildiği sahne esnasında şiddetli, nefret içeren tepkiler göstermişlerdir. Bu da filmin amacı doğrultusunda ne denli başarılı olduğunu gösterir. Der ewige Jude ise belgesel bir filmdir. Goebbels’in denetiminde çekilen filmin yönetmeni Franz Hippler’dir. İçerdiği şiddet sahneleri nedeniyle kadın ve çocuklar için ayrı bir versiyonu montajlanan filmin 28 Kasım 1940’da ilk gösterimi gerçekleşir. Filmde Yahudiler farelerle özdeşleştirilmiştir. Anlatıcı filmin bir yerinde şöyle demektedir: “Fareler gittikleri yere hastalık ve yokluğu getirirler. Hilekâr, korkak ve gaddardırlar. Sürüler halinde görülürler. Tıpkı insanlar arasındaki Yahudiler gibi.”[30] İçerdiği şiddet sahneleri ve didaktik olması sebebiyle başarısız olan film, sadece bir milyon seyirciye ulaşır. Yine SD raporlarına göre izleyiciler genellikle filmin yarısında salonu terk etmişlerdir. Veit Harlan ve Fritz Hippler savaş sonrasında, Yahudi karşıtı filmlerinin soykırıma katkısı olduğu iddiasıyla yargılanırlar. İki yönetmen de suçsuz bulunur.[31]

jud_sus-jpeg

Nazi sinemasının önemli türlerinden biri de savaş esnasında cephe gerisindeki halkın moral değerlerini yüksek tutmak amacıyla çekilen filmlerdir. Cephedeki askerler ile cephe gerisindeki halkın bağlarını güçlendirmek, halkın orduya olan güvenini arttırmak bu filmlerin başlıca amacıdır. Bu tür filmler cephedeki gelişmelere bağlı olarak farklılıklar gösterirler. Nazi ordusunun büyük başarı kazandığı (Blitzkrieg)  1939-1940 arası dönemde çekilen Wunschkonzert (İstek Konseri, 1940) hızlı işgal döneminin sona erdiği ve müttefiklerle yoğun savaşa girişildiği 1940-1942 arası dönemde çekilen Die Grosse Liebe (Büyük Aşk, 1942), Nazi ordusunun gerilediği ve hezimetler yaşadığı 1943-1945 arası dönemde çekilen Die Degenhardts (Degenhardtlar, 1944) bunların en önemli örneklerindendir. Bunlardan Wunschkonzert, Goebbels’in senaryo yazımında ve oyuncu seçiminde bizzat çalıştığı bir filmdir. Film 30 Aralık 1940’ta gösterime girmiş ve beş sene içinde 26 milyondan fazla izleyiciye ulaşmıştır.[32] Eduard von Borsody’nin yönettiği filmde askeri bir radyo konu alınmaktadır. Filmde anlatılan her asker-aile ilişkisine dair hikâyeden sonra bir müzik gösterisi sergilenmektedir. 1942 yılında gösterime giren Die Grosse Liebe’de ise bir savaş pilotu ile bir revü şarkıcısının ilişkisi anlatılmaktadır. Film büyük bir başarıya imza atarak 27 milyondan fazla izleyiciye ulaşır. Die Degenhardts’ın prömiyeri ise 6 Temmuz 1944’te yapılır. Alman ordusunun yenilgisi neredeyse kesinleşmiştir. Bombardıman sonucu ağır yıkıma uğrayan bir şehirde yaşayan Degenhardt Ailesinin bir üyesi cephede hayatını kaybedince olay metanetle karşılanır. Cephelerde hezimete uğrayan, cephe gerisi de ağır bombardımana uğrayan Almanya ölümü hayatın bir gerçeği olarak algılamalıdır. Ölüm aslında tüm Nazi sinemasında kutsanan bir olgudur. 1933 kadar erken bir tarihte Gustav Ucicky yönetmenliğinde çekilen Morgenrot’ta (Şafak) bile denizaltı komutanı şöyle demektedir: “Biz Almanlar yaşamakta pek usta değilizdir, ama ölüme gelince üstümüze yoktur.” Napolyon ordularına karşı savaşan Prusya ordusunu anlatan Kolberg isimli filmde, yenileceklerini anlayan genç komutan haykırır: “Artık hep beraber ölebiliriz!” Bu film 1945 yılında gösterime girdiğinde bir kopyası La Rochelle’de kuşatılmış Alman taburuna paraşütle atılmıştır. [33]

film_wunschkonzert1940_sm

Nazi sinemasında bunların dışında birçok tür vardır. Wolfgang Liebener’in Der Mustergatte’si (Örnek Eş, 1937) komedi filmlerine, Detlef Sierck’in La Habanera’sı (1937) melodrama, Veit Harlan’ın Die Goldene Stadt (Altın Şehir, 1942) müzikallere, Josef van Banky’nin Münchausen’i (1943) fantastik filmlere örnek olarak gösterilebilir. Avrupa ile Amerika arasında, Atlantik Okyanusu’nun dört bin metre dibinden geçen bir tünelin anlatıldığı Kurt Bernhardt yönetimindeki Der Tunnel (Tünel, 1937) ise Nazi Almanyası’nda bilimkurgu filmlerinin de çekildiğinin de örneğidir. Bunların dışında Alman tarihinden önemli kişilerin (Schiller, Bismark, II.Frederich vb.) hayat hikâyelerinin anlatıldığı tarihi filmler de bulunmaktadır.

gol

Nasyonal sosyalizm, sinemayı hem ulusa belirli bir ideolojiyi benimsetme, hem halkı yönlendirme, hem de savaşta sıkıntı çeken bir ulusu eğlendirme amacıyla kullanmıştır. Weimar döneminde sanat sinemasının en başarılı örneklerine imza atan Alman sineması Nazilerin iktidara gelmesiyle sanatsal endişelerden çok popüler olma kaygısıyla yapıt vermiştir. Amaç mümkün olduğunca büyük kitlelere ulaşmaktır. Sinema bir amaç değil, halkı etkilemek için bir araçtır. Dönemin sineması incelendiğinde Alman halkının nasyonal sosyalizm gibi büyük insanlık suçlarına imza atmış bir ideolojiyi nasıl benimsediği daha iyi anlaşılabilir. Nazi sineması faşizmin popüler kültürü kullanarak halkı nasıl yönlendirdiğine en iyi örneklerden biridir. Siegfried Kracauer’in Caligari’den Hitler’e isimli ünlü çalışmasında dediği gibi, “Bir ulusun filmleri o ulusun kafa yapısını diğer tüm sanat dallarından daha iyi yansıtır.”

NOTLAR

[1] Brady, Martin, Hughes, Helen, “German Cinema”, The Cambridge Companion to Modern German Culture, (ed.Eva Kolinsky, Wilfried van der Will), Cambridge University Press, Şubat 1999, s.302.

[2] ay.

[3] Edebiyat alanından bir yazarın yazdığı senaryo veya bir edebiyat eserinden uyarlama senaryoya sahip olan film.

[4] Paul, Gerhardt, Aufstand der Bilder, die NS-Propaganda vor 1933, Bonn, Dietz, 1990, s.188.

[5] Paul, Gerhard, s.189.

[6] ay.

[7] age., s.190

[8] ay

[9] Paul, Gerhard, s.188.

[10] Steinweis, E.Alan, Art, Ideology and Economics in Nazi Germany: The Reich Chambers of Music, Theater and the Visual Arts, The University of North Carolina Press, s.33.

[11] 1941 yılına kadar ‘zararsız’ Hollywood filmlerinin gösterimi yasaklanmamıştı.

[12] Goebbels’in Film Odası’nın başına dışavurumcu yönetmen Fritz Lang’ı getirmek istemesi ilginçtir. Goebbels dışavurumculuğun Almanlara özgü olduğuna inanmakta, bu düşüncesiyle parti içindeki önemli ideologlardan Alfred Rosenberg ile çatışmaktaydı. 1933-1937 arasındaki dönemde dışavurumculuğun dejenere olup olmadığı konusunda bir karara varılamamıştır. 1937’de Adolf Hitler ağırlığını Rosenberg tarafına koyar ve dışavurumculuğun Alman ulusunu yozlaştırdığına karar verilir.

[13] Moritz, William, Film Censorship During the Nazi Era, Degenerate Art: The Fate of the Avant-Garde in Nazi Germany, (ed.Stephanie Barron), 1991, s.186.

[14] Nazilerin iktidara gelmesiyle birçok sinemacı Almanya’yı ve Avusturya’yı terk etmiştir. Fritz Lang’ın dışında Kurt Bernhardt, Marlene Dietrich, Slatan Dudow, Peter Lorre, Max Ophüls, Robert Siodmak, Billy Wilder, Fred Zinnemann, Fritz Kortner, Otto Preminger yurtdışına göç eden bin beş yüz sinemacı arasındadır.

[15] Glaser, Hermann, “Film”, Enzyklopedie des Nationalsozialismus, s.172.

[16] Glaser, Hermann, s.173.

[17] Reichel, Peter, Der Schöne Schein des Dritten Reiches, Münih, Carl Hanser Verlag, 1991, s.187.

[18] O’Brien, Mart-Elisabeth, The Celluloid War, Art, Culture and Media Under the Third Reich, The University of Chicago Press, 2002, s.178.

[19] Reichel, Peter, s.180.

[20] Çeşitli kaynaklar farklı sayılar vermekte olup bu sayı 1100-1300 arasında değişmektedir.

[21] Wetzel, Juliane, Ufa, Enzyklopedie des Nationalsozialismus, s.769.

[22] ay.

[23] Reichel, Peter, s.181.

[24] Reichel, Peter, s.180.

[25] Brady, Martin, Hughes, Helen, s.307.

[26] Bu yazarlara örnek olarak Susan Sontag, 1975 yılında yazdığı Fascinating Facism başlıklı yazısında (New York Review of Books, 6 Şubat, 1975) Leni Riefenstahl’ı ağır bir dille eleştirir ve kendisinin bu filmlerle Nazi iktidarına hizmet ettiğini savunur.

[27] Amerika’da da benzer uygulamalara rastlanmaktadır. Almanya Sovyetler Birliği ile savaşa girdiğinde Hollywood stüdyolarının her biri senede en az bir tane Sovyet taraftarı film çekmek zorunda bırakılmıştır

[28] Culbert, David, s. 152.

[29] Heinrich Himmler yönetimindeki polis örgütünün güvenlik raporları (Sicherheitsberichte, SD) halkın filmleri nasıl karşıladığına dair notları da içermekteydi.

[30] Glaser, Hermann, s.175.

[31] Culbert, David, s. 152.

[32] O’Brien, Mart-Elisabeth, s.161.

[33] Glaser, Hermann, s.175.

Bu yazı Toplumsal Tarih Dergisi’nin Şubat 2004 sayısında yayınlanmıştır.

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s