Johannes Itten’in Weimar Yılları: Bauhaus’ta Dışavurumcu Dönem

 

1919-1933 yılları arasında Weimar Cumhuriyet’inde faaliyet göstermiş olan Bauhaus okulunun kuruluş döneminin önemli aktörlerinden biri olan Johannes Itten, 1888 yılında İsviçre’nin Bern kentinin Oberland bölgesinde doğmuş, 1904-1908 yılları arasında aldığı eğitimle ilkokul öğretmeni olmaya hak kazanmıştır. “1908 yılında Bern’in bir köyünde ilkokul öğretmeni olarak kariyerime başlarken öğrencilerin özbilincini zedeleyecek hareketlerden kaçınmaya çalıştım.Herhangi bir eleştiri veya düzeltmeyi çocuk yaştaki öğrenci kendi özgüvenine karşı saldırgan bir tutum olarak algılıyor, bu da onun kişisel gelişiminde olumsuz bir durum yaratıyordu.”[1]  Zamanı içinde öğrenciye karşı sıra dışı bir tutum sergileyen Itten, öğrencilerin ödevleri üzerinde herhangi bir düzeltme yapmıyor, sınıfta genel bir tartışma ortamı içinde herhangi bir öğrenci ismi vermeden yanlışlardan bahsediyordu. Öğrencinin kişiliğine karşı duyarlılık taşıyan bu tutum Itten’in ilerleyen yıllarda sanat eğitimine getirdiği yeniliklerden biri olacaktır.

Johannes-Itten

Itten, 1909 yılının Ekim ayında Cenevre Sanat Akademisi’nde sanat eğitimine başlar fakat kendi pedagoji anlayışına ters olan geleneksel eğitim yöntemlerinden dolayı hayal kırıklığı yaşayarak sanat eğitimini bırakıp ortaokul öğretmeni olmak üzere Bern’e geri döner. 1910-1912 yılları arasında matematik, fizik ve kimya alanlarında ortaokul öğretmenliği eğitimini tamamlayan Itten, aynı yıl Almanya, Hollanda ve Fransa’ya yaptığı gezilerde dönemin sanat akımlarının örneklerini inceler ve özellikle Der Blaue Reiter ve Kübizm’den etkilenerek ressam olmaya karar vererek Cenevre’ye döner.[2] “Artık ne olmak istediğime tam olarak karar verdiğime inanarak öğretmenliği bırakıp Cenevre’ye, sanat eğitimine döndüm. Profesör Gillard tarafından yönetilen ders benim için çok önemliydi. Bu derste Gillard beni formun kare, üçgen, daire gibi temel geometrik unsurlarıyla ve bunların karşıtlıklarıyla tanıştırdı”[3]

Itten, 1913 yılında Adolf Hölzel’in dersini takip etmek üzere Stuttgart’a gider fakat öğrenci kabul komitesi tarafından öğrenciliği tescillenmediğinden akademideki derslere katılamaz. Öğrenci Ida Kerkovius aracılığıyla dersleri dışarıdan takip eden Itten’in sanat eğitimi kariyerinde Hölzel’in önemli etkileri olacaktır. Hölzel’in renk ve gölge-ışık teorileri ve eski ustalar üzerine analizleri Itten’in Bauhaus’ta işleyeceği derslerin temelini oluşturmuştur. Stuttgart’ta kaldığı üç sene içerisinde Itten’in Hölzel’in pedagojisinden öğrendiği diğer bir önemli nokta da derslere başlamadan önce yapılan vücut egzersizleridir. Bu egzersizler öğrencilerin ders öncesi rahatlamalarına değil, onlarda ritm duygusunu uyandırmaya yönelikti. Bunun yanında Hölzel’in parmak egzersizleri adını verdiği, herhangi bir tasarlama olmadan içten geldiği gibi, doğaçlama çizim egzersizleri de Itten’in pedagojik gelişim çizgisinde önemli bir yer tutmaktadır.

Itten, 1916 yılında davet üzerine Viyana’ya giderek özel bir okul açar. Bu okulda Gillard ve Hölzel’den öğrendiklerini pratiğe dökerek geliştiren Itten hem pedagojik hem de sanatsal bakımdan olgunluğa ulaşır. Viyana’da kendi alanından çok müzik alanında faaliyet gösteren Arnold Schönberg, Alban Berg, Josef Mathias Hauer gibi sanatçılarla ilişki içinde olan Itten on iki ton tarzında besteler yapan bu müzisyenlerden etkilenmiştir. Itten’in ileride oluşacak olan renk teorisinde özellikle Hauer’in müzik ve renk arasındaki ilişkiye olan ilgisinin izleri görülecektir.

Itten, 1919 yazında Alma Mahler Gropius aracılığıyla Bauhaus’un kurucusu Walter Gropius ile tanışır. Gropius, Nisan 1919 tarihinde yayınladığı bir manifesto doğrultusunda çağın yenilikçi eğitim yöntemleriyle Almanya’nın Weimar kentinde bir sanat okulu oluşturmaya çalışmaktadır. Bu okulun henüz kuruluş döneminde öğrencinin okula kabulü, portfölyösünün yeterliliği ve önceki eğitiminin Ustalar Konseyi[4] tarafından onaylanmış olmasına bağlıydı. Zamanla öğrencilerin temel form anlayışları ve yaratıcı işler ortaya koyabilme yeteneklerinde eksiklikler tespit edildiğinden atölye eğitimine hazırlık niteliğinde bir ön kurs ihtiyacı duyuldu. Walter Gropius ve Bauhaus ustalarından Lyonel Feininger, öğrencilerdeki söz konusu eksikliklerin temel bir eğitim süreci ile giderilebileceğine inanıyordu. Bunun sonucunda Bauhaus’ta Vorkurs’un kurulmasına karar verildi. Walter Gropius, Itten’i Bauhaus’a davet ederek Vorkurs’u yürütmesini teklif etti. On altı öğrencisi ile beraber Weimar’a gelerek Gropius’un teklifini kabul eden Itten, 1916 yılından beri Viyana’daki kendi okulunda izlediği pedagojik yöntemleri Bauhaus’a uyarlamaya koyuldu. Vorkurs, Bauhaus’ta Ekim 1919 tarihinde seçmeli ders olarak başlamış, 20 Eylül 1920 ve 13 Ekim 1920 tarihlerinde gerçekleşen Ustalar Konseyi toplantılarında geçen tartışmalar sonucunda[5]  Ocak 1921 tarihinden itibaren[6] her öğrencinin atölye eğitimine başlamadan önce başarılı olması gereken zorunlu ders niteliğine bürünmüştür. Öğrencinin Vorkurs’u başarıp başarmadığına Ustalar Konseyi dönem sonunda yapılan eserin kalitesine bakarak karar vermekteydi.

bauweimar2Bauhaus, Weimar Binası

Itten’in Bauhaus’taki Vorkurs’u nasıl yürüttüğünü anlayabilmek için kendisinin sanat pedagojisi alanındaki görüşlerine değinmek gerekmektedir. Itten’e göre sanat öğretilemez fakat teknik ve üslup öğretilebilir. Teknik ve üslup ancak sanatsal içgüdü ile beraber bir anlam kazanır. Itten, öğrencilerine kendi üslubunu empoze etmiyor, öğrencinin kendine özgü üslubunu ortaya çıkartmaya çalışıyordu. Itten’in Vorkurs’ta uyguladığı pedagojik yöntem doğrudan Alfred Hölzel’in pedagoji anlayışından esinlenmedir. Keza Vorkurs’un diğer hocalarından Oskar Schlemmer de zamanında Hölzel’in öğrencisi olmuştur. İlerleyen dönemde Vorkurs’ta hoca olacak olan Paul Klee ve Wassily Kandinsky ise Hölzel ile yakın ilişki halindedir. Dolayısıyla Hölzel’in Bauhaus’taki etkisi yalnızca Itten aracılığıyla olmamıştır.

Hölzel’e göre sanat eğitiminde öğretilebilecek unsurlar ve öğretilmeyecek unsurlar söz konusudur. Sanatsal içgüdü öğretilemez. Kişi bunu kendi kendine geliştirmelidir. Öğretilebilen unsurlar ise yapısal unsurlar ve renk olarak ikiye ayrılır:

A) Yapısal Unsurlar

1-İki boyutlu düzlem olarak resim

2-Daire, kare, üçgen gibi temel geometrik formlar ve bunların küre, küp, koni gibi üç boyutlu haleri

3-Işık-gölge, dikey-yatay, yumuşak-sert, büyük-küçük gibi karşıtlıklar

4-Oranın, özellikle Altın Oran’ın rolü

B) Renk

1-Rengin kendisi (Farbe an und für sich)

2-Yoğunluk

3-Nicelik

4-Açıklık-koyuluk

5-Tamamlayıcılık

6-Kendiliğindenlik

7-Sıcaklık-soğukluk

Hölzel’in pedagojisinde, öğretilebilir olan unsurların öğrenciye aktarabilmesi için üç yöntem söz konusudur.

1-Eski ustaların eserlerinin analitik çözümlenmesi

2-Parmak egzersizleri

3-Yukarıda sayılan yapısal ve renge dair unsurların üç boyutlu halde deneysel olarak bir araya getirilmesi

Itten’in etkilendiği diğer bir sanat eğitimcisi ise R.Ross’tur. Ross’a göre sanat eğitiminde oyunun vazgeçilmez bir önemi vardır. Çocuk, oyun esnasında ilk estetik ilüzyonlarını yaşayarak bir empati sürecine girer ve oluşturduğu “sanatsal” sembollerle gerçekliğe ulaşır.[7] Itten’in Vorkurs’ta oyun yöntemini kullanmasının altında Ross’un bu fikirlerinin önemli yeri vardır.

1919 yılının sonlarına doğru Gropius Itten’in talebi üzerine dışavurumcu ressam Georg Muche’yi Bauhaus’a davet eder. Nisan 1920 tarihinde iş teklifini kabul ederek Weimar’a gelen Muche ilk önce atölye eğitimlerinde ve Ekim 1920 tarihinden itibaren de Vorkurs’ta derslere girmeye başlar. Ustalar Konseyi’nin kararıyla Paul Klee ve Oskar Schlemmer de 1921 yılının başından itibaren Bauhaus’ta göreve başlayacaktır. Keza Wassily Kandinsky de 1922 yılında Bauhaus’ta Usta olur. Bu isimler Johannes Itten tarafından Gropius’a ve Ustalar Konseyi’ne tavsiye edilmiş, Itten kendi sanat anlayışına uygun isimleri Gropius aracılığıyla Bauhaus’un eğitim kadrosuna yerleştirmiştir.

Johannes Itten’in Paul Klee ile ilk buluşması dolaylı olarak 1916 yılında gerçekleşmiştir. Berlin’deki Herwarth Waldens Galerisi’nde Paul Klee’nin o güne kadarki en büyük sergisi açılmış, galeri sahibinin Klee’yi Franz Marc’ın cephede ölmesinden sonra yaşayan en önemli avangard sanatçı olarak lanse etmesiyle sergi büyük sükse yapmıştır. Açılıştan bir süre sonra Berlin’e gelen Itten ilk defa Klee’nin eserlerini orijinalinden inceleme fırsatı bulur. Kendisinin bu tarihten sonra yaptığı resimlerde (örnek:“Rythmus der Haeuser”,1917) Klee’nin etkileri görülecektir.[8] İki sanatçı 1916 yılının Haziran ayında ilk defa karşılaşır.[9] 1919 yılının Mayıs ayında Itten Viyana’dan Weimar’a giderken Münih’te Klee’ye uğrar. Itten yazdığı bir mektupta bu buluşmadan şöyle bahsedecektir: “Münih’te Klee ile buluştum. Otuz kelime bile konuşmadık. O Bach çaldı, ben de dinledim.”[10] Ekim 1919 tarihinde Gropius ve Ustalar Konseyi’nin imzası ile Klee’ye görev teklifi yapılır. Bu tekliften üç gün sonra Itten, Klee’ye bir mektup yazarak görevi kabul etmesini rica eder.[11]

Johannes Itten, Wassily Kandinsky’nin sanatını ilk kez 1912 yılının yaz aylarında Münih’te  Hanz Golz Galerisi’nde gerçekleşen büyük bir sergi sayesinde tanır. 1915 yılında Itten’in Der Blaue Reiter’in ikinci almanağını satın aldığı ve buradaki “Uber die Formfrage” (Form Sorunu Üzerine) başlıklı Kandinsky’nin yazısı hakkında günlüğüne oldukça fazla not almıştır.[12] Aynı yıl Itten’in, Kandinsky’nin 1911’de yayınlanmış olan “Uber das Geistige in der Kunst” (Sanatta Tinsellik Üzerine) başlıklı kitabını okuduğu bilinmektedir.[13] Rus asıllı sanatçının temel formlar hakkında ileri sürdüklerine, Itten’in 1916-1918 yılları arasında yazdığı günlüklerde rastlanmaktadır.[14]

Itten’in tavsiyesiyle Bauhaus’ta görev teklif edilen isimlerden biri de opera sanatçısı ve piyanist Gertrud Grünow’dur. Grünow üzerine bugüne kadar yeterli araştırma yapılmamış olmasına karşın, kendisinin ortaya koyduğu uyum teorisinin, hem Bauhaus pedagojisini hem de burada ustalık yapan Klee, Kandinsky, Schlemmer gibi sanatçıların harmoniye yönelik görüşlerini etkilediği bilinmektedir.

1921 yılının yaz aylarında Itten, Leipzig’deki Mazdeizm[15] Kongresi’ne ve Zürih’teki Mandeizm merkezi Herrliberg’e gitti. Mazdeizm öğretisine eğilimli olan Itten, bu tarihten sonra söz konusu öğretiye iyice bağlanacaktır. Itten ve Muche’nin doğu esintili mistisizmi öğrencileri de etkileyecek, ileride yönetim içinde doğacak olan iç çatışmaların en önemli unsurlarından biri olacaktır. 1922 ve 1925 yılları arasında Bauhaus’ta öğrenci olan Paul Citroen’in (1896-1983) anılarında, öğrencilerin Itten’i mistik bir lider olarak gördükleri, onun Mazdeizm öğretisi doğrultusunda ortaya koyduğu yaşayış tarzını uygulamaya çalıştıkları, derslerden önce meditasyon yaptıkları ve öğretinin gerektirdiği biçimde beslendikleri anlatılmaktadır.[16] Öyle ki Bauhaus’un mutfağı, bu öğreti gereği, vejetaryen yemek çıkartmaya bile başlamıştır. Mazdeizm’in Bauhaus’ta bu denli etkili olmaya başlaması, Gropius ile Itten arasında doğacak gerginliğin önemli sebeplerinden biri olmuştur.

1921 yılının sonlarına doğru Gropius ve Itten arasında okulun işleyişiyle ilgili temel bir konu hakkında anlaşmazlık baş gösterdi. Itten, Bauhaus’un para karşılığında dışarıdan sipariş kabul etmesinden rahatsızlık duymakta ve bunun öğrencilerin kişisel gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmekteydi. Bu anlaşmazlık, Ustalar Konseyi’ne de yansıdı ve 9 Aralık 1921 tarihli toplantıda tartışılarak bir karara varıldı. Yapılan oylamada Ustalar Konseyi Itten’den değil Gropius’tan yana tavır almış, sonuçta okulun piyasa şartlarına uyumlu bir işleyiş tarzını benimsemesi karara bağlanmıştır.

Gerek mistik dünya görüşünün yönetim katında rahatsızlık yaratmaya başlaması gerekse okulun işleyişine dair fikir ayrılıkları, Itten’ın Bauhaus’tan soğumaya başlamasına yol açtı. Onun Bauhaus’tan istifa etmesi ile sonuçlanacak olan sürecin önemli aktörlerinden biri de Theo van Doesburg (1883-1931) oldu (Resim 192). 1917 yılında Hollanda’da yayımlamaya başladığı De Stijl adlı dergiyle Birinci Dünya Savaşı’ndan önce ortaya çıkmış Dışavurumculuk, Kübizm, Fütürizm gibi akımlara karşı yeni bir sanat anlayışını yaygınlaştırmaya çalışan Doesburg, kısa bir süre içinde ülkesinde düşüncelerini benimseyen bir çevre oluşturdu. Derginin Ocak 1918 sayısında yayımlanan De Stijl manifestosunda Doesburg’un yanı sıra, Piet Mondrian (1872-1944), Vilmos Huszár (1884-1960), Georges Vantongerloo (1885-1965), Robert van’t Hoff (1887-1979), Jan Wils (1891-1972) gibi sanatçıların ve şair Antony Kok’un (1882-1969) imzaları yer aldı. Manifesto Flamanca’nın yanı sıra Almanca, Fransızca ve İngilizce de yayımlandı. Böylece De Stijl akımının ülke dışına çıkarak evrensel bir nitelik kazanması amaçlandı. Manifestoya göre bireysellikle evrensellik arasında bir mücadele vardır. Eski zaman bilinci bireysellikle bağlantılıyken yenisi evrensellikle ilgilidir. Savaş bireyselliğin egemenliğini yok etmektedir. Yeni bilinç söz konusudur. Gelenekler, dogmalar, bireyselliğin egemenliği yeni bilincin ortaya çıkmasını engellemektedir. Yeni sanatı benimseyen sanatçılar bunlara karşı olmalıdır. Yeni sanat saf sanatsal ifadeyi içermektedir. Saf sanatsal ifade bireysele değil evrensele dairdir.

Mondrian, Doesburg ile birlikte De Stijl’in önde gelen ismiydi. Haziran 1919’da Paris’e gittiğinde De Stijl’in ifade ettiği yeni sanat yaklaşımının umdukları gibi yaygınlaşmadığını hatta hiç bilinmediğini fark etti ve Paris’te yayımlanan dergiler için De Stijl üzerine yazılar kaleme aldı. 1920 yılında da Fransızca Le Neo-Plasticisme (Yeni Plastik) adlı bir kitap yayımladı. Mondrian’a göre resim sanatı evrensel kozmik düzenin bir ifadesi olmalıdır. Bu ifade de çizgi ve renklerle şekillenir. Yatay ve dikey çizgilere kırmızı, mavi ve sarıyı içeren ana renkler eşlik eder. Beyaz ve siyah ise evrensel ışığın yansımasıdır. Mondrian’ın sanat görüşleri 1925 yılında Bauhaus tarafından Almanca da yayımlanmıştır.

Doesburg, Bauhaus’un sanat eğitiminde ortaya koyduğu yenilikleri incelemek üzere Nisan 1921’de Weimar’a geldi. Kasım 1922’ye kadar kentte kalan sanatçı Bauhaus’un dışında kendi sanat görüşü doğrultusunda dersler verdi. Bauhaus öğrencilerinin de katıldığı bu derslerde Doesburg, Bauhaus’un işleyiş tarzını ve okulun dışavurumculuğa olan eğilimini keskin bir dille eleştirdi. Ona göre Bauhaus’taki reformist eğitim sistemi oldukça etkileyiciydi fakat okulda bir disiplinsizlik söz konusuydu. Bu disiplinsizlik nedeniyle sistemin etkileyici olmasına karşın ortaya çıkan üretim memnun edici değildi. Okulun sanat anlayışının 1922 yılından itibaren yön değiştirmesinde Doesburg’un etkisi oldukça kuvvetlidir. Itten’in bireyi merkeze alan dışavurumcu tasarım anlayışı yerine Doesburg’un teknoloji ile uyumlu konstrüktivist yaklaşımı, Gropius tarafından da benimsendi. Eylül 1922’de Doesburg’un Weimar’da topladığı Dadaist ve Konstrüktivist Kongre, Bauhaus eğitimi için bir dönüm noktası oldu. Johannes Itten, Nisan 1923’te Bauhaus’u terk etti.

Bauhaus’un ilk dönemindeki en etkili isim Johannes Itten’di. Kendine özgü eğitim anlayışıyla diğer ustalardan ayrılan Itten’in dersleri üç bölümden oluşmaktaydı: doğal nesneler ve malzemeler üzerine etüdler, sanat tarihinin başyapıtlarını analiz etme ve çizim. Bunların dışında teorik konuları da işleyen Itten biçim, renk, karşıtlık gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmaktaydı. Karanlık-aydınlık, yumuşak-sert, büyük-küçük, ağır-hafif gibi karşıtlık vurgularının işlenmesi ileri aşamadaki atölye eğitimi için gerekli görülmekteydi. Itten’in biçim teorisi ise daire, kare, üçgen gibi temel geometrik biçimlere dayanmaktaydı. Öğrenciler, bu teorik derslerden öğrendiklerini başyapıtları analiz ederken kullanmaktaydı. Başyapıt analiz edilirken kompozisyona, geometrik biçim çözümlemelerine, karşıtlıklara, renge yoğunlaşılmaktaydı. Çizim derslerinde ise hem canlı modelden çizim hem de öğrencilerin malzemeleri etüd ederken yarattıkları formlardan çizim söz konusuydu.

Georg Muche ve Gertrud Grunow (1870-1944), Itten’e Vorkurs’da yardımcı olmaktaydı. Özellikle Grunow’un öğrencilere verdiği, onların yaratıcılıklarını geliştirmeye yönelik, müzik eşliğinde iç uyum eğitimi, eğitim tarihindeki en önemli yeniliklerdendir.

Bauhaus’un kuruluşundaki finansal sorunlar atölyelerin kuruluşunu geciktirmiştir. Başlangıçta sadece ciltçilik, tekstil ve grafik baskı atölyeleri faaliyet göstermekteydi. Ustalar Konseyi’nin Ekim 1920’de aldığı bir kararla öğrenciler ancak altı aylık Vorkurs’u başarı ile tamamladıkları takdirde atölye eğitimine başlayabileceklerdi. Böylece altıncı ayın sonunda yeteneksiz öğrenciler elenmiş oluyordu. Aynı tarihte Ustalar Konseyi başka önemli bir karar daha aldı. Buna göre her atölyenin başında iki usta olacaktı: Biçim ustası ve zanaat ustası. Bu karar Bauhaus’un temel kaygılarından biri olan sanat ile zanaatı birleştirme doğrultusunda atılmış önemli bir adımdır. İlerleyen aylarda marangozluk (mobilya), metal işlemeciliği, çömlekçilik, renkli cam (vitray), duvar resmi atölyeleri açılır. Günde altı saat süren atölye derslerinin dışında anatomi, sanat tarihi gibi dersler de eğitimin parçasıydı.

Itten’in “oyunun partiye, partinin işe, işin oyuna dönüştürülmesi” ilkesi Bauhaus’un gündelik yaşamına damgasını vurmuştu. Tiyatro gösterileri, şiir okuma seansları, maskeli balolar, müzik dinletileri öğrencilerin eğitim sürecini daha çekici kılıyor, yaratıcılıklarını destekliyordu. Oscar Schlemmer yönetimindeki tiyatro bölümünde yirminci yüzyılın en önemli avangard tiyatro denemeleri gerçekleştiriyordu.

Yirminci yüzyıl mimarlık tarihinin önemli noktalarından biri olmasına ve manifestosundaki utkunun doğrudan mimarlığa gönderme yapmasına karşın Bauhaus’un ilk yıllarında mimarlık eğitimi verilmemiştir. Mayıs 1920’de kurulan Adolf Meyer (1866-1950) yönetimindeki mimarlık bölümü kısa süre sonra kapatılır; bölüm 1927 yılında tekrar açılır fakat bu, Bauhaus’un ilk yıllarının mimarlıktan tamamen soyutlanmış olduğu anlamına gelmez. Bazı öğrencilerin Gropius’un kendi mimarlık bürosunun projelerinde çalışmış olması ve 1923 yılında gerçekleştirilen “Bauhaus Sergisi”nde, Bauhaus ütopyasının ilk somut örneği olarak nitelendirilebilecek Bauhaus Evi’nin inşa edilmiş olması, okulun ilk yıllarının mimarlıktan kopuk olmadığını göstermektedir. 1923 Sergisi, Bauhaus’un kendisini tanıtmış olması açısından çok önemlidir.

Gropius, Itten’den boşalan Vorkurs yöneticiliğine László Moholy-Nagy’yi atar. Vorkurs’un işleyişinde ve içeriğinde değişiklikler gerçekleşir. Henüz usta olmamış Josef Albers ile Vorkurs’u yöneten Nagy, Itten’in kişisel gelişim temeline oturan eğitim anlayışını bırakıp, entelektüel ve bilimsel eğitime önem veren yaklaşımı benimser. Nagy’nin Vorkurs’daki eğitim anlayışı Gropius’un okula yönelik düşünceleriyle uyum içindedir. Nagy’nin eğitim anlayışı üç boyutluluk esasına dayanır. Itten’den farklı olarak eğitimde çizime önem vermemiştir.

Bu yazı MSGSÜ Fen-Edebiyat Dergisi’nin 2008 tarihli 6. sayısında yayınlanmıştır.


[1] WICK, K. Rainer, “Teaching At The Bauhaus”, s.93

[2] Itten’in özellikle Münih’teki Kandinsky sergisinden etkilendiği bilinmektedir.

[3] WICK, K. Rainer, “Teaching At The Bauhaus”, s.93

[4] Ustalar Konseyi: Bauhaus’un eğitim kadrosundan oluşan yönetim kurulu

[5] WICK,s.92

[6] MOYNIHAN, Jean Patricia, “The Influence Of The Bauhaus On Art and Art Education In The United States”, (doktora tezi, University of Evanston,1980)

[7] GAROLAN, Charles Richard, “Performance Art Teaching As A New Pedagogy”, (doktora tezi, 1984, Stanford Univercity)

[8] Johannes Itten und Paul Klee

[9] a.y.

[10] a.y., s.104

[11] A.y.,s.107.

[12] Von Kandinsky zu Itten, “Johannes Itten und die Moderne”

[13] a.y.

[14] a.y.s.117.

(15] Mazdeizm, Zerdüştlük ile Hıristiyanlığın sentezi olan bir inanıştır.

[16] Bauhaus Weimar 1919-1924. Materialien zum Bauhaus, Museumspädagogischer Dienst, Herausgeber Berlin, 1996. SAYFA NO 49

This entry was posted in Uncategorized and tagged , , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s