“Oktober 18, 1977”

13 Ekim 1977’de Palma Mayorka-Frankfurt seferini yapan Lufthansa’ya ait bir uçak kaçırıldı. Eylemi düzenleyen Filistinli grup o sırada Alman hapishanelerinde tutuklu bulunan 11 RAF (Rote Armee Fraktion; Kızıl Ordu Fraksiyonu) üyesi ile birlikte, 11 Ağustos 1977’de İstanbul Yeşilköy Havaalanı’nda bir El-Al uçağına saldırdıkları için Türkiye’de hapiste bulunan iki Filistinli eylemcinin serbest bırakılmasını talep ettiler. Uçak Somali makamlarının itirazlarına karşın 17 Ekim 1977’de Mogadişu’ya indi. Teröristler ciddi olduklarını göstermek için pilotu öldürdüler. Aynı günün akşamı saat 23:00 sularında Alman anti terör birimi GSG-9 uçağa baskın düzenleyerek bütün rehineleri kurtardı, üç eylemciyi öldürdü, birini ağır yaraladı. İçinde Baader-Meinhof Grubu’ndan kişilerin de yer aldığı RAF üyelerinin serbest bırakılması için düzenlenen bu eylemin başarısızlığının ertesi sabahı, yani 18 Ekim 1977’de, Stuttgart Stammheim Hapishanesi’nde tutuklu olan RAF liderleri Andreas Baader, Jan-Carl Raspe ve Gudrun Ensslin’in hücrelerinde ölü, Irmgard Müller’in ise göğsü bıçakla deşilmiş halde, ağır yaralı olarak bulundukları Alman makamlarca açıklandı. Resmi açıklamaya göre bu bir toplu intihar eylemiydi. Irmgard Müller ise iyileştikten sonra hücrenin havalandırmasından gelen bir zehirle kendinden geçtiğini, daha sonra kendini kanlar içinde bulduğunu iddia etti. 27 Ekim 1977’de üç RAF üyesi Stuttgart Waldfriedhof Mezarlığı’nda bin kişinin katıldığı bir törenle gömüldüler.

18 Ekim 1977 tarihi, 30 Temmuz 1977’de Dresdner Bank’ın müdürünün kaçırılmasıyla başlayan “Deutscher Herbst” (Alman Sonbaharı) olarak adlandırılan dönemin sonudur. Hapisteki RAF üyelerinin serbest bırakılması talebiyle Alman İşveren Sendikası Başkanı, eski SS üyesi Hanns Martin Schleyer’in kaçırılması ve öldürülmesi, Mogadişu baskını ve hapisteki RAF liderlerinin ölümü bu yaklaşık iki buçuk aylık süreyi Almanya’nın yakın tarihinin en çarpıcı dönemlerinden biri kılmıştır. Bu döneme “Alman Sonbaharı” adı verilmesi, yapımında Heinrich Böll, Rainer Werner Maria Fassbinder, Alexander Kluge, Völker Schlöndorff gibi isimlerin de bulunduğu bir takım Alman aydının 1978 yılında gerçekleştirdikleri dönemi anlatan “Deutschland im Herbst” başlıklı belgesel filme dayanır.

1932 Dresden doğumlu Alman sanatçı Gerhard Richter’in “Oktober 18, 1977” başlıklı on beş yağlıboya resimden oluşan dizisi Almanya tarihindeki bu travmatik dönemi on bir sene sonra yeniden gündeme taşıdı. 1988 yılının sonlarına doğru tamamlanan dizi ilk kez ertesi yıl Krefeld kentindeki Museum Haus Esters’de sergilendi. 1995 yılında ise sanatçı eserini New York Modern Sanatlar Müzesi’ne (MoMA) üç milyon dolara sattı. Küçük bir portreden anıtsal bir manzaraya kadar çeşitli boyutlarda olan resimler işledikleri konu ve üslupları açısından birbirine bağlanıyor. Richter’in fotoresim (photopainting) olarak adlandırdığı, altmışlı yıllardan beri uyguladığı teknikle yapılan resimler sanatçının önceki resim dizilerinden farklılıklar içeriyor. Doğduğu Dresden kentindeki Kunstakademie’ye (sanat akademisi) giden ve Doğu Almanya’nın resmi sanatı toplumsal gerçekçi resim eğitimi alan Richter, 1959 yılında Batı Almanya’ya geçerek Kassel’de gerçekleşen Documenta II’yi ziyaret etti. Sergiye katılan Jackson Pollock, Lucio Fontana’nın yenilikçi resim tarzlarına şahit olan sanatçı 1961 yılında Düsseldorf kentindeki Kunstakademie’ye girdi ve burada hoca olan Joseph Beuys’un çevresi ile tanıştı. Blinky Palermo, Sigmar Polke, Konrag Lueg gibi dönemi içinde Alman resim sanatına kendilerine özgü bir yaklaşım sergileyen sanatçılar ile Joseph Beuys’un Fluxus akımı içindeki sanatsal tavrı Richter’i Doğu Almanya’da aldığı eğitimden farklı yerlere taşıdı. Bu dönemde Pop Sanat’ın, Gerçekçi Resmin, Fluxus’un kaynaştığı “Kapitalist Realizm”, “Alman Popu” adı verilen yaklaşımlar ortaya kondu. Gerhard Richter’in fotoresim olarak adlandırdığı tekniğin başlangıcı bu döneme rastlar. Ressam, gazetelerde, dergilerde, kitaplarda rastladığı fotoğrafların yağlıboya uyarlamalarını yaptı. 1966 yılında resmettiği “Sekiz Hemşirelik Öğrencisi” başlıklı resim dizisi bunlara çarpıcı bir örnektir. Chicago’lu seri katil Richard Speck’in kurbanlarının gazetelerde gördüğü fotoğraflarını yağlıboya olarak kendine özgü bir şekilde yorumlayan Richter’in bu tekniğine diğer bir örnek de “48 Portre” başlıklı dizidir. 1972 Venedik Bienali’nde Alman Pavyonu’nda sergilenen resimler Richter’in çeşitli ansiklopedilerden topladığı ünlü siyaset adamlarının, sanatçıların fotoğraflarından yapılmış siyah beyaz uyarlamalardır. 1988 tarihli “Oktober 18, 1977” dizisi diğerlerinden farklı olarak Alman toplumu için provokatif bir dizi oldu. Amerikalı sekiz öğrencinin veya tarihi kişiliklerin portreleri sansasyonel etki yaratacak konular değilken Richter on bir sene önce gerçekleşmiş, unutulmaya yüz tutmuş bir dönemi sanatına alarak bu sefer oldukça tepki çekecek bir konuyu fotoresimlerinde işledi.

Bu resim dizisi, Anselm Kiefer’in Paul Celan’ın “Ölüm Fügü” şiirinden yola çıkarak resmettiği, Yahudi Soykırımı’nı işleyen “Margarete ve Sulamith” dizisi veya Jörg Immendorff’un 1977-1983 yılları arasında yaptığı, Almanya’nın bölünmüşlüğünü konu edinen “Café Deutschland” dizisi ile birlikte II. Dünya Savaşı sonrası Alman resminin siyasi ve travmatik bir olayı içerik edinen en çarpıcı örneklerinden biridir. Richter, Kiefer ve Immendorff’dan daha farklı bir yöntemi benimser. Diğerleri gibi sembolizme başvurmaz. Bu yönden Fransız ressam Honoré Daumier’nin Fransız polisinin bir aileyi katletmesini işleyen “Transnonain Sokağı, 15 Nisan 1835” başlıklı resmini andırır. Lakin Daumier olayı mümkün olduğunca çarpıcı bir şekilde resmetmek için çabalarken Richter’in gayesi izleyiciyi şok ederek tepki uyandırmak değil, olayı anımsatmaktır. Bu noktada Richter’in sembolist olmadığı gibi gerçekçi de olmadığı anlaşılır. “Oktober 18, 1977” dizisini sanat tarihi açısından özgün kılan bu özelliklerdir.

genç kız portresi Genç Portre, yağlıboya, 67 cm x 62 cm, 1988

Resimlerden ilki, “Genç Portre” (Jugendbildniss), Baader-Meinhof Grubu’na ismini veren liderlerden Ulrike Meinhof’un portresidir. Aslen bir gazeteci olan Meinhof öğrenci liderlerinden Rudi Dutschke’nin 1968 yılında kafasından vurularak yaralanmasına tepki ve yine öğrenci liderlerinden Gudrun Ensslin ile yaptığı röportajın etkisi ile radikal solu benimsemeye başladı ve RAF’ın kurucularından oldu. Frankfurt’ta iki mağazayı bombaladığı suçlaması ile 1972 yılında tutuklandı. 1976 yılında hücresinde asılı bulundu. Richter portreyi Meinhof’un reformcu öğrenci kızlar üzerine yazdığı ve prodüktörü olduğu “Bambule” isimli filmin duyurusu için 1970 yılında çektirdiği bir fotoğraftan yaptı. Sanatçı resimlerden diğer ikisinde ise Meinhof’un 1972 yılında yakalanmasını konu edindi. Portreden nispeten daha büyük olan, isimleri “Yakalanma I” (Festnahme I) ve “Yakalanma II” (Festnahme II) olan bu resimlerde uzaktan, muhtemelen karşı bir apartmandan Meinhof’un silahlı bir şekilde arabanın içinde yakalanışı resmedilmiştir. Hiçbir ayrıntının okunamadığı, karaltıların yer aldığı bulanık resimlerde yine basında çıkmış fotoğraflardan esinlenildi.

Dizinin “Karşılaştırma I” (Gegenüberstellung I), “Karşılaştırma II” (Gegenüberstellung II) ve “Karşılaştırma III” (Gegenüberstellung III) başlıklı diğer üç parçası ise Gudrun Ensslin’i konu ediniyor. RAF üyesinin Temmuz 1972 tarihinde yakalanışının ardından çekilerek Alman medyasında yayınlanan fotoğraflardan yapılmış resimler Ulrike Meinhof’un ele geçirilmesini konu edinen resimlerden çok daha ayrıntılı olmakla birlikte yine bulanık. Gudrun Ensslin’i konu edinen diğer parça ise kadın eylemcinin 18 Ekim 1977 yılında asılı bir halde hücresinde bulunmasını gösteren yine oldukça bulanık, ayrıntıya yer vermeyen “Asılı” (Erhaengte) isimli resim.

asılı Asılı, yağlıboya, 200 cm x 140 cm, 1988

Dizinin “Hücre” (Zelle) ve “Pikap” (Plattenspieler) isimli parçaları 17 Ekim’i 18 Ekim’e bağlayan geceden ayrıntılar sunan resimlerdir. Olabildiğince korunaklı bir hapishanede tecrit edilmiş olarak tutulan bir hükümlünün nasıl silah bulabilip de intihar ettiğini açıklamaya çalışan yetkili makamlar Andreas Baader’in silahı hücresindeki pikabın içine saklamış olduğunu iddia ettiler. Buna göre avukatlar parçalar halinde silahı peyderpey içeri soktular, Andreas Baader de bunları birleştirerek sakladı. “Pikap” isimli resimde silahın saklandığı söylenen pikap yer alıyor. Resimden anlaşılmasa da orijinal fotoğraf üzerinde yapılan mikroskopik araştırmalar sonucu pikapta Eric Clapton’ın 1974 tarihli “There’s One In Every Crowd” isimli albümünden “Opposites” isimli şarkının çalmakta olduğu tespit edildi. Bu şarkının sözleri şöyledir: “Night after day, day after night. While after black, black after white. Fight after peace, peace after fight. Life after death, death after night.”. “Hücre” isimli resimde ise Baader’in duvarında kitapların olduğu, içinde ceketinin asılı olduğu bir askı olan, kanlı zeminli hücresi gösteriliyor.

hücre  Hücre, yağlıboya, 200 cm x 140 cm,1988pikap Pikap, yağlıboya, 62 cm x 83 cm, 1988

“Vurulan I” (Erschossener I) ve “Vurulan II” (Erschossener II) başlıklı iki resim ise Andreas Baader’in Stern Dergisi’nde yayınlanmış olan iki fotoğrafı üzerine resmedilmiş. “Ölü I” (Tote I), “Ölü II” (Tote II) ve “Ölü III” (Tote III) ise Ulrike Meinhof’u hücresinin içinde cansız yatarken gösteren, yine Stern Dergisi’nde yayınlanan bir fotoğrafın yorumu.

15 resim arasında en büyüğü olan “Cenaze” (Beerdigung), 18 Ekim 1977’de Stammheim Hapishanesi’ndeki hücrelerinde cansız bulunan Andreas Baader, Gudrun Ensslin ve Jan-Carl Raspe’nin 27 Ekim 1977’de gerçekleşen cenaze törenini konu ediniyor.

cenaze Cenaze, yağlıboya, 200 cm x 320 cm, 1988

Baader, Ensslin ve Raspe’nin intihar mı ettiği yoksa cinayete mi kurban gittikleri konusunda fikir ayrılıkları mevcut. Öldürüldüklerine dair kuvvetli şüpheler olmasına karşın Gerhard Richter Jan-Thorn Prikker ile yaptığı bir söyleyişide muhtemelen intihar ettiklerini söylüyor. Richter’e göre intihar etmeleri öldürülmelerinden daha korkunç zira bu dünyanın değiştirilebileceğine dair inancın başarısızlığı manasına geliyor. Jean Baudrillard ise 5 Kasım 1977 tarihinde Libération’a yazdığı bir yazıda şöyle diyor:”…Herkes bir takım gerekçeler sıralıyor, olayı aydınlatmaya çalışıyor, yani boşa nefes tüketiyor. Herkes ve özellikle Baader’in katledilmiş olmasını dileyen devrimciler. Onlar da gerçeğin akbabaları. İntihar etmiş ya da yok edilmiş ne fark eder ki? Ama çok iyi bilirsiniz ya, eğer yok edilmişlerse ve bunun kanıtı bulunabilirse, olguların gerçekliğinin kılavuzluğundaki kitleler Alman devletinin faşist olduğunu kavrayacak ve intikam için harekete geçeceklerdir. Fasa fiso! Bir ölüm ya roman gibidir, ya değil”

Her ne kadar Almanya’da ilk sergilendiğinde özellikle sağ kesim tarafından terör örgütüne karşı sempati uyandırdığına dair eleştiriler yöneltilmişse de, “Oktober 18, 1977” başlıklı dizinin izleyende böyle bir duygu uyandırdığını iddia etmek güç. Richter’in gazetelerden ve dergilerden topladığı fotoğrafları yorumlarken bulanıklaştırması, ayrıntıları yok etmesi, görüntülerin çarpıcılığını ortadan kaldırması ilginçtir. Resimleri belgesel nitelikte olmaktan uzaklaştırır. 1988 yılında, olaylardan on bir sene sonra Richter sanki hafıza yokluyor gibidir. Hayatlarını dünyayı değiştirme utkusuna adamış genç insanların trajik sonu vurgulanırken ne bu insanların giriştiği terör eylemleri ne de bu insanlara karşı devletçe girişilen faşist uygulamalar işlenmiştir. Dolayısıyla Gerhard Richter’i “Oktober 18, 1977” dizisinden yola çıkarak herhangi bir tarafa yakıştırmak hatalı olacaktır.

Bu yazı ArtUnlimited Dergisi’nin 7. sayısında yayınlanmıştır.

This entry was posted in Uncategorized and tagged . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s