Sensation

Bu yazı Artist Actual Dergisi’nin Mart 2012 sayısında yayınlanmıştır.

Yakın tarih içinde sansür ve ifade özgürlüğüne dair değinilmesi gereken olaylardan en çarpıcı olanlarından biri kuşkusuz “Sensation: Saatchi Koleksiyonu’ndan Genç İngiliz Sanatçılar” sergisidir.  Sergi üç kenti gezmiş ve adına yakışır bir şekilde yarattığı sansasyonlarla sanat tarihindeki yerini almıştır.  Londra’daki sergi 19 Eylül-28 Aralık 1997 tarihleri arasında Royal Academy of Art’da, Berlin’deki sergi Hamburger Bahnhof Museum’da 30 Eylül 1998-21 Şubat 1999 tarihleri arasında, New York’daki sergi ise Brooklyn Museum of Art’da 2 Ekim 1999-9 Ocak 2000 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Serginin söz konusu üç ayağı içinde Londra ve New York kentlerinde yaşananlar sansür ve ifade özgürlüğünün sınırlarına dair önemli ayrıntılar içermektedir.

Serginin içeriği olan Saatchi Koleksiyonu, reklam sektörü içinde varsıllaşmış olan Charles Saatchi’nin 1990’lı yılların başında toplamaya başladığı genç İngiliz sanatçıların işlerinden oluşmaktadır. 1967 yılında koleksiyonerliğe başlayan Charles Saatchi ilk dönemde uluslararası sanatçılardan oluşturduğu bir koleksiyona sahip olmuş, bunları sergilemek için 1985 yılında Londra’da ilk Saatchi Gallery’i açmıştır. 1990 yılından itibaren ise daha sonra kendisinin reklam becerisinin de katkısıyla Young British Artists (YBA; Genç İngiliz Sanatçılar) ismini alacak olan sanatçıların işlerini satın almaya başlamıştır. 1997 tarihli Sensation sergisi Saatchi’nin 90’lı yıllarının bir şahikasıdır. Koleksiyoner, 2000 yılında ilk açtığı galeriyi kapatır ve 2003 yılında daha büyük ikinci bir galeri açar. 2004 yılında çıkan bir yangında YBA’e dair sahip olduğu yüzden fazla iş yanar ve Saatchi elinde kalan YBA işlerini elden çıkartmaya başlar. 2008 yılında yeni bir sanatçı kuşağı arayışıyla çok daha büyük bir galeri açacaktır.

Londra Royal Academy’deki serginin duyurusu 1997 yılının Şubat ayında yapılır. Duyuruda serginin içeriğine dair ayrıntılar da verilmiştir. Akademinin yöneticilerinin potansiyel tepkiler yüzünden sergilemeye çekindikleri iki iş söz konusudur: Damien Hirst’ün 1993 tarihli bugün en bilinen işlerinden olan, kesilmiş inek parçalarından oluşan “Mother and Child, Divided” isimli işe ile Jake ve Dinos Chapman’ın deforme edilmiş çıplak çocuk mankenleri. Bu iki işe karşın en şiddetli tepki Marcus Harvey’in “Myra” isimli işine gelir.

handsMarcus Harvey, Myra, 1988

1966 yılında Myra Hindley isimli bir kadın, erkek arkadaşı Ian Bradley ile birlikte biri on diğeri on yedi yaşında iki kız çocuğunu öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir. Hindley, hapiste yirmi sene sessiz kaldıktan sonra biri on altı diğeri on iki yaşında iki kız çocuğunu daha öldürmüş olduğunu itiraf eder ve İngiliz toplumunda infiale neden olur.

myraDM1507_468x655Myra Hindley (1942-2002)

İngiliz sanatçı Marcus Harvey, 1995 yılında Myra Hindley’in bir portresini yapar. 270cmx340 cm. boyutlarındaki devasa resim, Myra Hindley’in gazetelerde yayınlanan bir fotoğrafından yapılmıştır. Hindley’in portresi üstünde küçük çocukların el izleri bulunmaktadır. Söz konusu resim “Sensation” sergisinin bir parçasıdır.

Serginin duyurusunun yapılmasıyla birlikte tabloid gazeteleri başta olmak üzere İngiliz basını “Myra” isimli resmi ön plana çıkararak kamuoyunda sergiye karşı bir kampanya başlatır. Öldürülen kızların aileleri, özellikle anneleri ile röportajlar yapılır. Duygu sömürüsü üzerinden serginin ev sahibi olan kurum Royal Academy saldırılara hedef olur. Basın daha da ileri gider ve seri çocuk katili Myra Hindley ile bile röportaj yapar. Hindley, söz konusu resmin sergilenmesinin kurban aileleri üzerinde travma yaratacağından bahseder. Bir kısım basına göre Royal Academy, küçük kızların son yıllarda Tanrı’yı keşfetmiş olan katilinden bile daha duyarsızdır. Royal Academy yetkilileri ise ailelerin duyarlılığını anladığını ama ifade özgürlüğü çerçevesinde resmi sergileyeceğini ısrarla ifade eder. The Sun Gazetesi Royal Academy’nin telefon numaralarını yayınlayarak halkı tepki göstermeye çağırır. Kurum şiddetli tepkilere maruz kalmaktadır. Akademinin müdür yardımcısı James Robinson bunun üzerine The Guardian’a bir mektup yollar. Mektupta şöyle yazmaktadır: “Royal Academy toplumda baş gösteren tepkileri anlamaktadır. Lakin söz konusu resim katili yücelten veya aşağılayan bir eser değil işlenen suçları hatırlatan bir resimdir. Eser geleneksel anlamda bir portreden ziyade kötülüğü simgeleyen bir resim olarak görülmelidir”.

1980’lerin başında Goldsmith’s College’da okuyan ve 1990’lı yıllara kadar yeni dışavurumcu resimler yapan Marcus Harvey, “Myra”ya kadar pornografik dergilerden aldığı kadın fotoğraflarını dışavurumcu bir şekilde yorumlamak suretiyle görsel kültürde kadın imgesini kendine konu alan resimler yapmıştır. “Myra” Harvey’in sanat hayatında alışılagelmedik bir resimdir. Gelen tepkiler üzerine The Guardian’a yazdığı bir mektupta “Myra”yı açıklar. İngiliz basını gerek 1966’da gerek diğer cinayetlerin itiraf edildiği 1986’da mütemadiyen Myra Hindley’i ön plana çıkartmıştır. Oysa cinayetlere ortak olan Ian Bradley’den bahseden pek yoktur. Hindley’in tutuklandıktan sonra polis tarafından çekilen, Marilyn Monroe’yu andıran şuh fotoğrafı gazetelerin manşetlerinden inmemektedir. Harvey’in vurgulamak istediği noktalardan biri basındaki seksist bakış açısıdır: Myra Hindley’in bir seri katil olarak seksi kadın imgesinin çarpıcılığı.

11 Eylül 1997 tarihinde, serginin açılmasından birkaç gün önce Royal Academy 46 üyesi ile birlikte bir toplantı yapar. “Myra”nın sergilenmesine daha çok akademisyenler karşıdır, sanatçılar ise taraftardır ve oy çokluğu ile resmin sergide yer almasına karar verilir.

19 Eylül 1997’de “Sensation: Saatchi Koleksiyonu’ndan Genç İngiliz Sanatçılar” sergisi Royal Academy’de açılır. Sergi açılmadan önceki gece saldırıya uğramıştır. Birkaç cam kırığı ile atlatılan bu saldırıyı serginin ilk gününde başka saldırılar izler. İşin ilginç tarafı ise saldırıları yapanların sanatçılar olmasıdır. Peter Fisher isimli bir ressam “Myra”nın üzerine mürekkep fırlatır. Jacques Rolé isimli başka bir sanatçı ise yumurta atar. Royal Academy sergileme komitesi başkanı Tom Phillips bu saldırılar üzerine basını eleştirecektir: Basında binlerce kez yayınlanmış, hala da yayınlanan bir fotoğraftan esinlenerek yapılan bir resim neden hedef tahtasına oturtulmuştur?  İngiliz basını ise öldürülen kız çocukların annelerinin saldırıyı alkışlayan demeçlerini manşet yapmaya devam etmektedir. Serginin açılmasını takip eden birkaç gün içerisinde “Myra” sergilendiği için akademiden dört kişi istifa eder. İstifa edenlerin dördünün de sanatçı olması yine ilginç bir ayrıntıdır. Saldırıya uğrayan “Myra” birkaç gün içinde restore edilerek serginin kapanış tarihi 28 Aralık 1997’ye kadar sergilenmeye devam eder. Serginin küratörü Norman Rosenthal katalog yazısında şöyle yazmıştır: “Tabuların üzerine gitmek sanatçıların görevidir. Bu sergide de sanatçılar bunu yapıyorlar.”

Royal Academy’i ifade özgürlüğü bağlamında takdir ederken o dönemde İngiliz basınında yer alan başka bir eleştiriyi de göz önünde tutmakta fayda var. Koleksiyonunun değerini yükseltmek için bir reklam dehasının girişimiyle gerçekleştirilen bu sergi aynı zamanda kurumun içinde bulunduğu mali sıkıntılardan bir çıkış noktası olarak görülmektedir. Açılışından yedi ay öncesinden duyurusu yapılan, içeriği üzerine aylarca şiddetli polemikler dönen bu sergiyi henüz ilk gününde 2200 kişi gibi yüksek sayıda ziyaretçi gezer.

Serginin 30 Eylül 1998-21 Şubat 1999 tarihleri arasında gerçekleşen Berlin ayağında ise İngiltere’de olduğu gibi tartışmalar söz konusu olmayacaktır. Fakat asıl kıyamet New York’ta kopar.

Brooklyn Museum of Art 1990’lı yıllar boyunca mali sıkıntılar içinde faaliyetlerini sürdürmüş bir müzedir. Müze müdürü Arnold Lehman bu sıkıntılara bir çare olarak hem Londra’da hem de Berlin’de önemli gişe başarısı yapan “Sensation: Saatchi Koleksiyonu’ndan Genç İngiliz Sanatçılar” sergisini kendi kurumunda açmak istemektedir ve bu dileği Charles Saatchi tarafından kabul görülür. 2 Ekim 1999 tarihinde açılacak olan sergi New York’ta duyurulduğu andan itibaren Londra’da olduğu gibi tepkilerle karşılaşır. Tepkilerin en önemli kaynağı bu sefer basın değil New York Belediye Başkanı Rudolph Giuliani’dir. İtalyan asıllı koyu bir Katolik olan belediye başkanı 22 Eylül 1999’da bir basın toplantısı düzenleyerek sergiyi kınar. Giuliani’ye göre sergi dine karşı hakaretler içermek, Katolikleri aşağılamaktadır ve anayasada teminat altına alınmış özgürlükler ile alakası yoktur. Müze eğer halkın ödediği vergilerle varlığını sürdürüyorsa halkın değerlerini göz önünde tutmalıdır. Eğer sergi iptal edilmezse New York Belediyesi’nin her yıl Brooklyn Museum of Art’a verdiği 7,2 milyon Dolar hibe iptal edilecek, müzenin iyileştirilmesine yönelik 20 milyon Dolar’lık yardıma dair görüşmeler de kesilecektir. Hedefteki iş bu sefer “Myra” değil Chris Ofili’nin “Kutsal Bakire Meryem” isimli resmidir.

37Chris Ofili, Kutsal Bakire Meryem, 1996.

Nijerya asıllı İngiliz sanatçı Chris Ofili’nin 1996 tarihli “Kutsal Bakire Meryem”i bir Meryem portresidir. Meryem’in etrafında pornografik dergileren kesilmiş vajina resimleri bulunmaktadır. Resmin asıl çarpıcı olan ayrıntısı ise Meryem’in fil dışkısı ile, dolayısıyla koyu tenli resmedilmiş olmasıdır. Ofili kendisinin de kiliseye giden bir Katolik olduğunu söyleyerek iddiaları reddeder. Malzeme olarak 1990’lı yılların başından itibaren fil dışkısını kullandığını, dolayısıyla bunun Meryem’e özel bir tavır olmadığını belirtir. Fil dışkısı Nijerya kültüründe Batı’da olduğu gibi nitelendirmelere sahip değildir. Nitekim sergide yer alan diğer Ofili resimlerinde Miles Davis, Muhammed Ali, James Brown gibi kişiler de fil dışkısı ile resmedilmiştir.

Rudolph Giuliani’den birkaç gün önce 16 Eylül 1999’da ilk şiddetli tepki gösteren isim Amerika’daki en büyük Katolik kuruluş olan “The Catholic League”in başkanı William Donohue’dur. Donohue’nun demecindeki önemli bir ayrıntı Meryem’in siyah olarak resmedilmiş olmasına dikkat çekmesidir. Sergi 21 Eylül 1999’da yani Giuliani’nin basın toplantısından bir gün önce Rupert Murdoch’ın gazetesi New York Post’ta haber olur. Gazete Donohue’nun yanı sıra New Criterion’ın editörü Roger Kimball’ın görüşlerini de almıştır. Kimball’a göre sergi sanatsal açıdan değer taşımaktan ziyade tamamen finansal kaygılarla düzenlenmiştir. Nitekim Giuliani de müzenin sansasyon yaratmak suretiyle para kazanma peşinde olduğunu iddia edecektir. Ünlü sanat eleştirmenleri Kimball’ın bu çıkışını destekleyici yazılar kaleme alır. The Village Voice’un sanat eleştirmeni Jerzy Saltz serginin bir “blockbuster” olduğunu, temelinde finansal kaygıların yattığını belirtir. Söz konusu eleştirmenlerin eleştirilerinde haklılık payı söz konusudur. Müze tam bir show anhlayışı ile sergiyi düzenlemiştir. Telefon ile bilet satın almak için aramanız gereken numara, Damien Hirst’ün işlerinden birine gönderme olarak “1-800-SHARKBITE”dır. Sergiye dair birçok hediyelik eşya üretilmiş ve pazarlanmaktadır. Sergiyi çekici kılmak uğruna bilet alanlar için şöyle uyarılar uygun görülmüştür: “Serginin içeriğinde şok edici, kusturabilecek, paniğe sürükleyecek ve korkutacak unsurlar bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu veya sinir bozukluğu olanların doktor tavsiyesi ile gezmelerinde fayda vardır.”

28 Eylül 1999’da Giuliani Brooklyn Musum of Art’ı içinde bulunduğu binadan tahliye etmekle, müdürünü görevden almakla ve yönetim kurulunu değiştirmekle tehdit eder. Bunun üzerine müze yönetimi mahkemeye başvurarak belediye başkanının tehditlerine karşı anayasanın ifade özgürlüklerini koruyan (First Amendment) maddesine dayanarak korunma talep eder. Açılan bu dava üzerine Belediye müzenin ödeneğini kestiğini ilan eder. New York’taki kültür kurumlarının oluşturduğu New York Cultural Institutions Group, Giuliani’ye bir mektup yazarak takındığı tutumu eleştirir. Lakin bu mektubu imzalamayı reddeden, içinde bazı müzelerin de yer aldığı kurumlar olur. Artık bir hukuk mücadelesi başlamıştır. Belediye müzeye karşı bir dava açar. Buna göre müze açtığı sergi ile tüzüğündeki yükümlülükleri yerine getirmemiştir. Örneğin, bütün topluma seslenmemektedir zira çocuklar bu sergiyi gezememektedir ve yalnızca davetlilere açık olan bir parti düzenlemiştir. Ayrıca belediye serginin içeriğine dair bilgilendirilmediğini iddia eder.

Sergi 2 Ekim 1999’da açılmadan bir gün önce müze önünde gösteriler yapılır. Gösterilerden biri ifade özgürlüğünü savunmaktadır. Susan Sarandon, Jane Alexander gibi isim sahibi kişiler sergiyi desteklemektedir. Serginin açıldığı gün ise “The Catholic League”in yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşu aleyhte bir gösteri yapacaktır. Sergi açıldığı gün müzeye giden istikametteki metrolar tamirat bahanesi ile durdurulur. Buna karşın ilk gün 9200 kişi sergiyi ziyaret eder. Bu müze tarihinin uzak ara ilk gün rekorudur.

Dava sürecinde belediyenin öne sürdüğü maddeler müze avukatı tarafından çürütülür. Belediye tam bir sene öncesinden sergiye dair bilgilendirme yapmıştır. Giuliani bir basın toplantısı düzenleyerek kendisinin bilgisi olmadığını söylemek durumunda kalır. Dava siyasi boyutta büyür. Başkanlığa aday olan George W. Bush, Giuliani’yi destekleyen açıklamalar yapar. Bush’a göre kamu parası ile yapılan bir organizasyon dini aşağılayamaz. Diğer taraftan Demokratların içinden Giuliani’nin rakibi Hillary Clinton müzeden yana tavır koyar.

Dava sonucunda mahkeme hakimi belediyenin anayasanın ifade özgürlüğünü koruyan maddesini (Firist Amendment) ihlal ettiğine karar verir. Karara göre belediye müzenin hakkı olan finansal katkıyı yapmak zorundadır. Bunu yanı sıra müzenin içinde bulunduğu binadan tahliye süreci durdurulmalıdır ve müzenin yönetim kurulu görevine devam etmelidir. Ofili’nin resminin dini aşağıladığı iddiasına ise müzenin koleksiyonunda Meryem’i yücelten çok sayıda eser olduğunu, sırf bu yüzden ödeneğin kesilemeyeceğine yönelik karar verir.

Dava sürecinin ilginç bir yanı serginin nasıl finanse edildiğinin ortaya çıkmasıdır. Charles Saatchi 160 bin Dolar, Christie’s 50 bin dolar, Lary Gagosian, Lehman Maupin gibi isimler 30’ar bin Dolar bağışta bulunmuştur. David Bowie’nin ise ne kadar bağışta bulunduğu belli olmamakla birlikte kendisi gönüllü olarak serginin ses turlarına seslendirme yapmış, sergiyi kendi sitesinde sunmuştur. Sergilenen işlerin nakliye masrafları ise tamamen Saatchi tarafından karşılanmıştır. Saatchi sergide yer alan işlerden bazılarını bir sene önce Londra’da Christie’s müzayedesinde satmıştır. Satılmamış olan ve Brooklyn Musum of Art’da sergilenecek olan daha birçok iş vardır. Christie’s’in ve Saatchi’nin bağışları bu doğrultuda değerlendirilmelidir. Keza bağışta bulunan Gagosian sergideki bazı sanatçıları temsil etmektedir. Maupin’in sanatçısı ise serginin önemli isimlerinden Tracey Emin’dir.

Sergiyi 180 bin kişi ziyaret eder. Bilet 9,5 Dolar’dır. Buna karşın serginin maliyeti müzeye 2 milyon Dolar olmuş, bunun yalnızca yüzde 15’i bağışçılar tarafından karşılanmıştır. Bilet gelirleriyle birlikte masraf ancak karşılanır. Buna karşın ortaya çıkan sansasyon sayesinde Saatchi koleksiyonunun Amerikan basınında mali bakımdan ölçülemeyecek kadar büyük reklamı olur.

Mahkemenin ifade özgürlüğünü koruyucu kararına karşı eleştiriler serginin tamamen finansal kaygılar üzerine şekillendiği üzeredir. İfade özgürlüğü endişesi, ticari faaliyet çerçevesinde gerçekleşen bir organizasyonun işlerliğini desteklemek zorunda mıdır? Sanatçı ve ürettiği sanat bu tartışmada nerede yer almaktadır?

Sansür ve ifade özgürlüğü konusunda sanat tarihinden üzerinde düşünülmesi gereken bir hikaye.

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s