Naziler, Hildebrand Gurlitt ve Modern Sanat

3 Kasım 2013 tarihinde Focus Dergisi’nde yayınlanan bir haber Almanya’da 1933-1945 yılları arasında hüküm sürmüş olan Nasyonal Sosyalist iktidarın modern sanata karşı tavrı üzerine dikkatleri yeniden topladı. Habere göre Alman polisi Mart 2012 tarihinde Münih’te bir eve baskın düzenleyerek 1379 adet resim ele geçirmişti. Ev, 1895-1956 yılları arasında yaşamış olan sanat tarihçisi Hildebrand Gurlitt’in oğlu Cornelius Gurlitt’e aitti. Baskının gerçekleştiği tarihten haberin yayınlandığı tarihe kadar gizlilikle sürdürülen araştırmalar koleksiyonu oluşturan eserlerden 300 civarının 1937’de düzenlenen Dejenere Sanat Sergisi’nde (Entartete Kunst Ausstellung) yer aldığını ortaya koydu.

1990’lı yıllarla birlikte Nazi yönetiminin modern sanata olan tutumu ve sanat hırsızlıkları üzerine birçok araştırma yayınlanmaya başladı. Bu konuda özellikle Jonathan Petropoulos, “Art as Politics in the Third Reich” ve “The Faustian Bargain” isimli kitaplarıyla ön plana çıkmaktadır. Hector Feliciano’nun “The Lost Museum”, Lynn H.Nicholas’ın “The Rape of Europa”, Alan E.Steinweiss’ın “Art, Ideology & Economics in Nazi Germany” isimli kitapları bu konudaki diğer ciddi araştırma örnekleridir.

Nasyonal Sosyalist ideoloji, ortaya çıktığından beri Almanya’nın kültürel bir temizlenmeye ihtiyacı olduğunu iddia etmiştir. Bu temizlenmede yalnızca ırksal kaygılar söz konusu değildir. Sanatçının siyasal düşünceleri, estetik eğilimleri, cinsel tercihleri gibi diğer nitelikleri de belirleyici faktördür. 1933 yılında iktidara gelmeden önce çeşitli eyaletlerde yönetimi ele geçiren Naziler yerel yönetimlerde kendi kültür politikalarının ipuçlarını veriyorlardı. İlginçtir ki Thüringen Eyaleti’nde 1930 yılında yönetime geçen Nazilerin ilk icraatlerinden biri o esnada Zwickau Devlet Müzesi’nin müdürü olan Hildebrand Gurlitt’i görevden almak olmuştur. Almanya’nın genelinde iktidarı elde ettikten sonra Nazilerin modern sanata karşı giriştiği mücadeleye dair ilk kapsamlı icraat devlet memurluğunu düzenleyen kanunun çıkartılmasıdır. 7 Nisan 1933’de çıkartılan kanun çerçevesinde ülke genelinde modern sanata destek vermiş olan müze müdürleri görevden alınır. Göreve getirilen yeni müdürler ise kurum koleksiyonundan çıkartılması gereken eserlerden oluşacak birer “Utanç Sergisi” düzenlemekle yükümlüdür. Söz konusu “Utanç Sergileri” 1937 yılında düzenlenecek olan “Dejenere Sanat Sergisi”nin öncüsü olmuşlardır.

Memurluk kanunu ile birlikte eğitim kurumlarında görevli olan modern sanatçılar da tasviye edilir. İçinde Max Beckmann, Otto Dix, Paul Klee, Kaethe Kollwitz, Oskar Schlemmer gibi sanatçıların da yer aldığı birçok isim görevden alınır.

Kültür ve Propaganda Bakanı Joseph Goebbels 1936 Berlin Olimpiyatları’na kadar modern sanata karşı kökten bir harekete girişmekte gönülsüz davranmıştır, zira tüm dünyanın gözü Almanya’nın üzerindeyken bu tür saldırgan politikalar izlemek ülkenin imajını zedeleyecektir. Saldırgan kültür politikaları ancak 1936 yılının sonuna doğru gerçekleşmeye başlar. Ekim 1936 tarihinde Berlin Ulusal Galerisi’ndeki modern sanat bölümü kapatılır. 26 Kasım 1936 tarihinde ise sanat eleştirisi yasaklanır. Buna göre sanat üzerine yazıları yalnızca yayın organlarının sanat editörleri yazabilecektir. Sanat editörleri de herhangi öznel bir değerlendirme yapamayacaklar, yalnızca tanıtım içerikli yazılar kaleme alabileceklerdir. Nazi ileri gelenlerince modern sanat toplumca benimsenmemişti ve modern sanatın kültür alanındaki popüleritesi basının yanlış yönlendirmesinden kaynaklanmaktaydı. Aynı zümre Yahudilerin basını hakimiyetlerine aldıklarını ve modern sanatı yücelterek büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyordu. Getirilen eleştiri yasağının altında başka sebepler de olabilir. Nitekim Goebbels sanata oldukça ilgili bir siyasetçidir ve keskin bir çelişki olarak kişisel estetik tercihi her zaman modern sanattan yana olmuştur. Dolayısıyla nasyonal sosyalist ideoloji doğrultusunda şekillenmekte olan yeni estetik anlayışın ne denli zayıf olduğunu gören Goebbels, buna karşı çıkacak eleştirileri engellemek istemiş olabilir.

Goebbels, 30 Haziran 1937’de Adolf Ziegler’i, Münih’te gerçekleştirilecek “Dejenere Sanat Sergisi” için ülke genelindeki müzelerden modern sanat eserleri toplamakla görevlendirir. Ziegler bu görevlendirme doğrultusunda kendisine yardım edecek, içinde geçmiş yıllarda modern sanata karşı saldırgan tutum izlemiş olan sanatçılar, yazarlar, bilim insanlarından oluşan bir komisyon kurar. Söz konusu komisyon on gün boyunca devlete ait müzeleri dolaşarak 5328 sanat eserini Münih’e yollar. Komisyon içinde tartışma yaratan konuların başında hangi sanatçıların eserlerinin “temizlik” kapsamına alınacağı sorunu gelmektedir. Ziegler, yalnızca estetik değerlerin geçerli olması gerektiğini belirtmiş, bu doğrultuda Nazi sempatizanı Emil Nolde’nin eserleri bile toplanmıştır. Komisyon en zor kararını Auguste Macke ve Franz Marc’ın eserleri hakkında verir. Söz konusu iki sanatçı da Birinci Dünya Savaşı’nda Alman ordusunda savaşırken ülkeleri için ölmüşlerdir. Buna rağmen iki ressamın da eserlerinin toplanmış olması Ziegler’in modern sanata karşı olumsuz tavrının ne denli güçlü olduğunu göstermektedir.

19 Temmuz 1937 tarihinde Münih’te normalde Arkeoloji Enstisü’nün koleksiyonunun sergilendiği Hofgarten’da “Dejenere Sanat Sergisi” açılır. Serginin amacı Alman halkına sanatın ne olmaması gerektiğini göstermektir. Nitekim bu serginin açılmasından bir gün önce yine Münih’te Nasyonal Sosyalist ideolojinin benimsediği eserlerden oluşan “Büyük Alman Sergisi” açılmış, halkın iki estetik anlayışı karşılaştırması istenmiştir. “Dejenere” sanatı günde ortalama 20 bin kişi, “Alman” sanatını ise günde ortalama 3200 ziyaret edecektir.

“Dejenere Sanat Sergisi” tamamen didaktik bir anlayışla oluşturulmuştur. Aceleye getirilerek, hiçbir özen gösterilmeden rastgele asılan resimlerin yanında eserin sanatçısı, tarihi, hangi müzeden alındığı bilgilerinin yanısıra, ki bu bilgiler çoğu kez hatalı olarak verilmiştir, şöyle ibareler yer almaktadır:”Parası çalışan Alman halkının ödediği vergilerle sağlanmıştır.” Böylece bu yoz sanat eserlerinin Alman halkının zamanında ödediği vergilerle işleyen devlet müzelerince satın alındığı gösterilmeye çalışılmakta ve yeni Almanya’da vergilerin bu tür çirkinlikler için harcanmayacağı ima edilmektedir. Aynı sergide söz konusu eserleri satın alan müze müdürlerinin de isimleri afişe edilir.

İlerleyen haftalarda Goebbels, Ziegler’e ikinci bir emir vererek modern sanata karşı daha kapsamlı harekete geçer. Komisyon bu sefer acele etmeden Almanya genelindeki 101 müzeyi dolaşarak yaklaşık 12 bin eseri toplar. Toplanan eserler Berlin’deki bir depoda istiflenir. “Dejenere Sanat Eserlerine Değer Biçme Komisyonu” kurulur. Komisyonun amacı toplanan eserlerin yurtdışına satılmasıdır. Komisyon dört sanat tarihçisini görevlendirir. Bu dört sanat tarihçisinin arasında ilginçtir ki Hildebrandt Gurlitt yine karşımıza çıkmaktadır. Mart 1939 tarihinde Goebbels’in emriyle komisyonun kararına göre değersiz oldukları için satılması imkansız görülen 4829 eser ayıklanır ve bunlar 20 Mart 1939 tarihinde Berlin’deki İtfaiye Merkezi’nde bulunan alanda yakılarak yok edilir.

Toplanan eserlerin satılacağı haberini alan farklı ülkelerden sanat şirketleri ve galeriler toplu satın alma tekliflerinde bulunur ama komisyon uluslararası çapta ses getirecek bir müzayede düzenlemeyi uygun bulur.

Komisyon müzayedeyi siyasi ortamın gerginleşmeye başladığı Avrupa’da tarafsız bir ülke olan İsviçre’de gerçekleştirmeye karar verir. İsviçre’deki Yahudi olmayan tek sanat taciri olması, tecrübesi ve uluslararası bağlantıları nedeniyle Theodor Fischer müzayedeci olarak seçilir. Burlington Magazine, Art News gibi yayınlara ilanlar verilerek müzayede duyurulur. Fischer dünyanın çeşitli kentlerindeki ünlü koleksiyonerlere ve sanat tacirlerine davetiye gönderir. Müzayede sonucu elde edilecek gelirin silahlanmaya harcanacağına dair kuşku söz konusudur. New York Modern Sanatlar Müzesi’nin (MoMA) müdürü Alfred Barr bu daveti reddeder. Reddedenlerden biri de modern sanatın öncü koleksiyoner ve sanat tacirlerinden olan Daniel Kahnweiler’dir. Kahnweiler’in geçmişindeki bir olay bu kararına etki etmiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız hükümeti Kahnweiler’in koleksiyonuna el koyarak müzayede ile satışa çıkartmıştır.

30 Haziran 1939 tarihinde Luzern Gölü’nün kıyısındaki Grand Hotel National’de müzayede gerçekleşir. Braque, van Gogh, Picasso, Klee, Matisse, Kokoschka gibi sanatçıların 126 eserinin yer aldığı açık arttırmaya 350 konuk katılır. Henri Matisse’in oğlu Pierre Matisse daveti kabul edenlerdendir. Babasının “Yıkananlar ve Kağlumbağa” isimli resmini müşterisi olan Pulitzer Ailesi için satın alır. Özellikle Belçikalı müze görevlileri ve koleksiyonerler organizasyona ilgi göstermişlerdir. Belçikalı bir koleksiyonerin müzayededen aldığı Picasso’nun “Akrobat ve Genç Harlequin” isimli resminin 49 sene sonra bir rekor kırarak 38 milyon dolara satılmış olması ilginçtir.

Aynı dönemde Londra veya New York’ta gerçekleşen müzayedeler ile karşılaştırıldığında Fischer’in başarılı olduğu söylenemez. Eserlerden 38 tanesi satılamamıştır. 570 bin İsviçre Frankı gibi beklenenden çok daha az bir gelir elde edilir. İmzalanan sözleşmeye göre Fischer %15-17 civarı bir komisyon alır.

Yakılmamış ve Fischer’in müzayedesinde satılamamış eserler savaşın sonuna dek depolarda tutulur. Komisyonun görevlendirdiği sanat tacirleri zaman zaman bu eserleri satma fırsatı bulurlar. Satışın dışında bazı eserler takas yöntemiyle değiştirilir. Örneğin Ernst Ludwig Kirchner’in 25 yağlıboya resminin Caspar David Friedrich’in bir manzara resmi ile değiştirildiği bilinmektedir.

1930 yılında Nazilerce müze müdürlüğünden alınan lakin ilerleyen dönemde modern sanata karşı uygulanan politikalarda aktif olarak yer alan Hildebrand Gurlitt savaşın ertesinde Amerikan yetkililere verdiği ifadede müttefiklerin Dresden bombardımanında koleksiyonunun ortadan kalktığını ileri sürer. Focus Dergisi’nde çıkan haberden anlaşıldığı üzere koleksiyon ortadan kalkmamıştır. İlginç olan ise Alman yetkililerin haber çıkana kadar neredeyse bir buçuk sene boyunca koleksiyonu gizlemiş olmasıdır.

Bu yazı İstanbul Art News’un Ocak 2014 sayısında yayınlanmıştır.

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s