Kaş Yapayım Derken Göz Çıkartmayalım

Bu yazı İstanbul Art News’un Ocak 2016 sayısında yayınlanmıştır.

8 Aralık 2015 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal ile bazı kültür kurumlarının (İKSV, Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi, Rahmi Koç Müzesi, Sadberk Hanım Müzesi, Contemporary İstanbul) temsilcilerinin katıldığı toplantıda Türkiye’de sanat alanının geliştirilmesine yönelik bir görüşme gerçekleştirilmiş. Bu görüşmeye yönelik Contemporary İstanbul tarafından kaleme alınan, 10 Aralık 2015 tarihli ‘Türkiye’de Kültür ve Sanatın Gelişmesi ve El Değiştirmesine Yönelik Öneriler’ başlıklı bir belge söz konusu. Bu öneriler arasında Türkiye’de sanatçıların ve sanat etkinliklerinin desteklenmesine, siyasi ve ekonomik kalkınmanın kültür ve sanat ile eşdeğer görülmesinin gerekliliğine dair vurgu yer alıyor. Buna ek olarak yerel yönetimlerin sanatı teşvik etmesi gerektiğine ve sanatçılara uygun fiziki şartlar sunmasına yönelik öneriler de dile getirilmiş. Contemporary İstanbul’un belgesinde bu öneriler üstün körü geçilirken eserlerin el değiştirilmesine yönelik öneriler ayrıntılandırılmış. Daha ziyade vergilendirme tekniklerine dayanan bu kısımda kurumların sanat eseri alımındaki maliyetlerini kurumlar vergisinden düşememelerinden, sahip oldukları sanat eserlerini amortismana tabii tutamamalarından, kurumların sanat eseri hibelerinde avantaj elde edememesinden ve satın alımlardaki Katma Değer Vergisi’nin yüksekliğinden şikâyet edilmiş. Bu kısımda bir ek rapordan bahsediliyor. Söz konusu ek rapor yeminli mali müşavirlik ve bağımsız denetim hizmeti veren Baker Tilly Güreli Şirketi ve Contemporary İstanbul tarafından Aralık 2013 tarihinde yayınlanmış olan ‘Türkiye’de ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Güzel Sanatların, Sanatçının ve Kurumların Vergilendirilmesi’ başlıklı belge. 70 sayfalık bu rapor hem Türkiye’de hem de çeşitli Avrupa ülkelerinde sanat eserinin el değiştirmesine yönelik vergilendirmenin ayrıntılarını içeriyor.
Türkiye’de sanatçıya yönelik vergilendirmede sanatçıyı destekleyici muafiyetler bulunuyor. Eğer sanatçı senede yalnızca bir kez satış yapmışsa hiçbir vergiye tabii tutulmuyor. Birden fazla satış ile süreklilik gösteren bir faaliyet içerisindeyse kuruma değil yalnızca kişiye yönelik satışlarda %18 KDV ödeme yükümlülüğü içerisine giriyor. Türkiye’de vergi sanatçıdan ziyade ağırlıklı olarak kurumlara yüklenmiş durumda. Dolayısıyla sanat eserinin el değiştirmesinde sanatçı kanun önünde iyi kötü (defter tutma zorunluluğu vs. gibi külfetler var) korunuyor. Aralık 2013 tarihli ayrıntılı raporda kurumlara yüklenmiş vergi oranı azaltılırsa sanat piyasasının daha da genişleyeceğine ve dolaylı olarak sanatçının da bundan faydalanacağına yönelik neo-liberal bir yaklaşım söz konusu. Oysa Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’a sunulmadığını umduğum bu rapor Türkiye’deki sanatçılar için vahim ayrıntılar içeriyor.
Türkiye’de %18 olan KDV oranı hakikaten yüksek. İngiltere ve Çek Cumhuriyeti’nde %20 olan oranı yakından takip ediyor. Diğer ülkelerde %10’u geçmeyen bir oran söz konusu. Fakat Avrupa ülkelerinde sanatçı Türkiye’den farklı olarak vergilendirme çerçevesi içinde korunmuyor. Rapora göre İngiltere, Avusturya ve Danimarka’da sanatçı sattığı eserden elde ettiği gelirin %50’sini gelir vergisi olarak devlete ödemek zorunda. Bu oran Almanya’da %45.
Amortisman kabaca bir kurumun sahip olduğu varlığın zaman içerisinde hırpalanması, zedelenmesi sonucu değerini kaybetmesiyle oluşan zarar demek. Bu zararı bilanço içinde göstererek kurumlar vergisinden düşebiliyorsunuz. Türkiye’deki vergilendirme geleneği bir sanat eserinin zaman içerisinde değerinin düşeceğini değil artacağını, dolayısıyla amortismana tabii tutulamayacağını benimsemiş durumda. Aralık 2013 tarihli raporda Avrupa ülkelerinde amortismana yönelik uygulamalardan da bahsedilmiş. Buna göre istisnalar dışında sanat eserleri Avrupa’da da amortisman içerisinde değerlendirilmiyor. İrlanda ve İngiltere’de istisna söz konusu. O da sanat eserleri dekoratif olarak, mesela otel lobilerinde sergileniyorlarsa amortismana tabii tutuluyorlar. Almanya’da ise sanat eserinin sanatçısı ‘ünlü’ değilse buna yönelik bir istisna söz konusu. Bu doğrultuda sanat kurumlarının amortismana yönelik devletten talepte bulunmalarının pek bir dayanağı yok.
Gerek Contemporary İstanbul’un 10 Aralık 2015 tarihli belgesinde gerek Aralık 2013 tarihli raporda Türkiye’de sanatçının sahip olduğu önemli haklardan birine hiç değinilmiyor. Fikri ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 2004 yılında değiştirilen 45. maddesine göre; ‘eser, sahibi veya mirasçıları tarafından bir defa satıldıktan sonra, koruma süresi içinde, bir sergide veya açık artırmada yahut bu gibi eşyayı satan bir mağazada veya başka şekillerde satış konusu olarak el değiştirdikçe, bu satış bedeli ile bir önceki satış bedeli arasında açık bir nispetsizlik bulunması halinde, her satışta, satışı gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişi, bedel farkından münasip bir payı eser sahibine, o ölmüşse miras hükümlerine göre ikinci dereceye kadar (ve bu derece dahil) yasal mirasçılarına ve eşine, bunlar da yoksa ilgili alan meslek birliğine Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir kararname ile belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ödemekle yükümlüdür.’
45. maddede bahsedilen Bakanlar Kurulu Kararı 2006’da yayınlandı. Buna göre bir müzayedede gerçekleşen bir satışta önceki satışa oranla bir değer artışı varsa o artış üzerinden o eserin sanatçısına veya mirasçılarına %8 ile %10 arasında pay ödenmesi kanunen zorunlu. Örneğin iki sene önce bir eser müzayedede 100 liraya satılmışsa ve şimdi 200 liraya alıcı bulmuşsa eserin sanatçısına 10 lira ödenmesi gerekiyor. Kararnameye göre bu ödemenin gerçekleşmesinden hem alıcı hem de müzayede şirketi kanuni olarak sorumlu. Son dokuz sene içerisinde bu ödemenin gerçekleşmediği satışlardaki alıcı ve aracı kişiler kanuna aykırı davranmış durumdalar.
Müzayede sistemi Türkiye sanat piyasasındaki ağırlığını gittikçe arttırıyor. Bu büyüyen hacim içerisinde sanatçının kanuni hakları ne kadar denetleniyor meçhul. Sanat kurumlarının, Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal ile bir daha görüşme olanağı bulurlarsa bu konunun daha sıkı denetlenmesine yönelik bir talepte bulunmaları yerinde olur. Bunun yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın vergi politikaları üzerinde hiçbir etkisinin olmadığı bir ülkede sanat eserinin el değiştirmesinin vergilendirilmesine yönelik taleplerin Maliye Bakanlığı’na yapılması daha gerçekçi olacaktır.
Sanatçıları seviyorsanız Aralık 2013 tarihinde yayınlanmış olan ‘Türkiye’de ve Avrupa Birliği Ülkelerinde Güzel Sanatların, Sanatçının ve Kurumların Vergilendirilmesi’ başlıklı raporu sakın Maliye Bakanlığı’na göstermeyin.

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s