Küreselleşmenin Sonu Mu?

İngiltere’de, geçtiğimiz Haziran ayında yapılan referandum az bir farkla da olsa, sürpriz bir şekilde ülkenin Avrupa Birliği’nden ayrılmasına yönelik bir sonuçla tarihe geçti. Her ne kadar Avrupa Anlaşması’nın üye bir ülkenin ayrılmasına yönelik 50.Maddesi’nin yürürlüğe konması geciktiriliyor, hatta İngiltere’de referandumun tekrar yapılmasına yönelik talepler dile getiriliyorsa da kısaca Brexit olarak adlandırılan olay bugün, yarın gerçekleşecek gibi gözüküyor. Brexit, AB’nin kuruluşundan beri en ciddi kriz olsa da son dönemde yaşanan mülteci krizi birliğin temellerinin sağlamlığını sorgulatan diğer bir gelişme oldu. Sınırların kapatılması, Schengen Anlaşması’nın yürürlüğünün tartışılması krizin ciddiyetini ortaya koyuyordu. Almanya’nın girişimleri neticesinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan mülteci anlaşması, mülteci krizini bir nebze dondurduysa da anlaşmasının şartları, birliğin mültecilere yönelik daha önce kanunen resmileştirilmiş insani tavrını rafa kaldırıyordu. Şüphesiz uluslararası alanda son ayların diğer bir önemli gelişmesi de önümüzdeki Kasım ayında gerçekleşecek olan ABD Başkanlık Seçimi’nde, Cumhuriyetçi Parti’den Donald Trump’ın adaylığının resmileşmesi oldu. Trump’ın ayrıştırıcı, yabancı düşmanlığı taşıyan söylemlerine karşın bu konuma gelmesi dünyanın gidişatında başka bir döneme giriliyor olduğunun en sağlam göstergesiydi.

Yukarıda bahsedilen gelişmeler, sembolik olarak 9 Kasım 1989 tarihinde Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan bir dönemin sonlanmakta olduğunu mu gösteriyor? Bugünden bu sonuca varmak için erken olabilir ama elimizdeki verilerle bu sorunun güçlü bir tahmin içerdiğini ileri sürebiliriz.
1989 yılında yalnızca Berlin Duvarı yıkılmamış, kanlı olarak bastırılsa da Tiananmen Meydanı’nda yüzbinlerce Çinli demokratik haklara yönelik taleplerde bulunmuş, Sırbistan’da II.Dünya Savaşı’ndan beri ilk kez çok partili seçimler düzenlenmiş, Güney Afrika’da F.W. de Klerk hükümeti başa geçerek ülkenin ırkçılığa dayanan sistemini değiştirmeye yönelik girişimlerde bulunmaya başlamış, Brezilya’da 1960 yılından beri ilk kez demokratik bir başkanlık seçimi gerçekleşmiş, Şili’de Pinochet dönemi sona ermiş, Çekoslovakya’da İpek Devrim yaşanmış ve komünist rejim kansız bir şekilde sona ermişti. 3 Aralık 1989 tarihinde George W. Bush ve Mikhail Gorbaçov, Malta’da Soğuk Savaş’ın sona erdiğini ilan ettiler. 1989 yılı aynı zamanda Tim Berners-Lee’nin, Cenevre’deki CERN’de, internet teknolojisini kitlelere açan World Wide Web’i keşfettiği yıldı.
İki kutuplu dünya düzeninin yıllanmış siyasi kavramlarının yerini küreselleşme kavramına bıraktığı, 80’li yılların sonu, 90’lı yılların başındaki sert konjonktürel gelişmeler doğrudan sanat alanını da etkiledi. 1989 yılında Berlin’de faaliyete geçen Haus der Kulturen Welt, Avrupa coğrafyası dışındaki kültürel üretimi destekleme gayesi ile kuruldu. Bienaller ve uluslararası büyük sergiler küreselleşen dünyanın en moda sanat etkinlikleri oldular. 1994’de Apartheid rejimini sona erdiren Güney Afrika ve diktatörlük sonrasında ilk demokratik seçimini gerçekleştiren Güney Kore, ertesi yıl I. Johannesburg Bienali’ni ve I. Guwangju Bienali’ni düzenlediler. 1996’da ilki tertip edilen Manifesta Avrupa Sanat Bienali ise Berlin Duvarı sonrasında yeni Avrupa’nın irdelenmesi için organize edilmeye başladı. Her ne kadar ilki 1987 yılında düzenlenmişse de İstanbul Bienali, küreselleşme sürecine giren dünyada megapolleşen İstanbul’un yeni konjonktürel durumunu yüklenmişti. 1995 yılında düzenlenen 4.İstanbul Bienali’ne kadar uluslararası sanat alanını Türkiye’ye taşıma işlevini gören organizasyon, René Block’un küratörlüğündeki bienal ile birlikte Türkiye sanat alanının dünyaya açılmasına yönelik bir işlevi de barındırdı. 1990’lı yıllar dünyanın bambaşka coğrafyalarında gittikçe daha fazla sayıda bienalin düzenlendiği dönem oldu. Kavramsal içerikleriyle dikkati çeken bu büyük sanat etkinliklerinde farklı coğrafyalardaki yerel meseleler uluslararası platformlarda görünür oldu. 90’lı yıllara damgasını vuran eski Yugoslavya coğrafyasındaki savaşlar, Türkiye’deki Kürt meselesi vb. gibi.
2000’li yıllarda birlikte küreselleşen dünyada sanat alanında başka bir organizasyon tipi modalaşmaya başladı. Dünyada gittikçe daha fazla bienalin düzenlenmeye devam etmesine karşın buna paralel olarak sanat fuarlarının etkinleşmeye başladığı görüldü. Daha öncekilere ek olarak 2000’li yıllarda Armory Show Contemporary, Frieze, Art Dubai, Hong Kong International gibi sanat fuarları organize edilmeye başladı. Bunlara bakıldığında küreselleşen dünyada uluslararası sermayenin gittikçe daha fazla yoğunlaştığı coğrafyalarda düzenlendikleri görülür. Küreselleşen dünyanın sanat alanındaki günümüze yansıyan en önemli sonuçlarından biri sermaye ile sanatın gittikçe daha güçlü olarak birbirine eklemlenmesi oldu.
Son 25 seneye damgasını vuran küreselleşmenin internetin olduğu bir dünyada sona erdiğini bugün için söylemek çok iddialı olur. Fakat dünyanın farklı bir döneme girdiği göz ardı edilemez. Bu dönem farklı organizasyon biçimleri ve değişik ilişkilerle mi sanat alanına yansıyacak göreceğiz. Önümüzdeki dönemin en önemli tartışma konusu bu olacaktır.

Bu yazı İstanbul Art News’un Eylül 2016 sayısında yayınlanmıştır.

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s