Vincent van Gogh’un Hayatı

Gogh,_Vincent_van_1853-1890_Signature

Vincent van Gogh 30 Mart 1853 günü Hollanda’nın Kuzey Brabant bölgesinde, Zundert kentinde, Markt 26 sokağındaki evde doğdu. Babası Theodorus van Gogh kentin reformist kilisesinde rahipti. Vincent van Gogh çocukluk yıllarını bu kentte geçirdi. Doğduğu ve yaşadığı ev bugün müze olarak kullanılıyor. Kentte Fransız heykel sanatçısı Ossip Zadkine’nin Vincent ve kendisinden dört sene sonra dünyaya gelen, kardeşi Theo’yu betimleyen bir heykeli de bulunuyor.

1861’de, sekiz yaşında okula başlayan Vincent aynı zamanda evde babasından ve mürebbiyesi Anna Birnie’den de ders alıyordu. 1862’de ilk çizimlerini yapmaya başladı. 1864’de kaydolduğu Zvenberg’deki yatılı okula iki sene devam eden Vincent Fransızca, Almanca ve İngilizce dillerinin eğitimini aldı ve 1866’da Tilburg kentinde başka bir okula yazıldı, Hannik Ailesi’nin yanında kalmaya başladı. 1868’de ailesinin yanına dönen Vincent ertesi yıl Lahey’e taşındı ve Goupil ve Ortakları isimli sanat ticareti ve yayıncılığı alanında faaliyet gösteren Paris merkezli bir şirkete girdi. Şirketin Lahey şubesinin başında amcası vardı. Söz konusu şirkette çalışmaya başlaması ile sanata olan ilgisi daha da arttı ve Goupil ve Ortakları’nın sattığı fotoğraf ve baskılardan kendine bir koleksiyon oluşturmaya koyuldu. 1872’de kardeşi Theo ile mektuplaşmaya başladı. İlk mektup 29 Eylül 1872 tarihlidir. Vincent’ın hayatını kendisinin kaleminden ayrıntılı olarak takip edebildiğimiz bu mektuplar 27 Temmuz 1890’daki intihar ettiği güne kadar sürdü. Vincent’ın bu süre zarfında yazdığı mektuplardan 902 tanesi günümüze kaldı. Orjinalleri Van Gogh Müzesi’nde bulunan mektuplar yalnızca Theo’ya değil içinde sanatçıların da bulunduğu birçok isme hitaplı. Paul Gauguin, Emil Bernard, Paul Signac gibi. Mektupların bir kısmı ilk kez 1914’te yayınlandı. 1950’lerde ise tümünün basıldığı kitaplar yayınlandı. 1990’da Van Gogh Müzesi ve Huygens Enstitüsü işbirliği ile edisyonlu bir basımının yapılmasına karar verildi. Projeye 1994’te başlandı. Seneler süren çalışmalar sonucunda altı ciltlik, 2164 sayfalı bir kitap yayınlandı. Vincent van Gogh’un mektuplarından bir seçme Pınar Kür tarafından İngilizce baskısından Türkçe’ye de çevrildi ve Afa Yayınevi tarafından 1985 yılında yayınlandı. Kitap daha sonra Yapı Kredi Yayınları tarafından yeniden basıldı. Bu metindeki italik harfli kısımlar Pınar Kür’ün söz konusu çevirisindendir.

04. Vincent in 1866, aged 13

Vincent van Gogh 13 yaşında (1866)

6 Ocak 1873’de Theo aynı şirketin Brüksel şubesinde işe başladı. Vincent, kardeşinin karşılaştığı zorluklardan bahsettiği mektubuna verdiği yanıtta şöyle yazar: “Brüksel’i beğendiğine ve iyi bir pansiyon bulduğuna sevindim. Çok büyük zorluklarla karşılaşsan da karamsarlığa kapılma, sonunda herşey iyiye dönecektir…”. Theo hayatını kaybettiği 25 Ocak 1891’e kadar sanat tacirliğini sürdürdü ve mali olarak ağabeyinin en önemli destekçisi oldu.

Vincent Ocak 1873’de Amsterdam’daki diğer amcası, sanat taciri ve kitapçı Cornelis Marinus van Gogh’u ziyaret etti ve bugünkü Rijksmuseum’un koleksiyonunu barındıran Trippenhuis Müzesi’ni gezdi. Vincent’ın mektuplarından okuduğumuza göre Hollandalı yetkililer ismini Rijksmuseum koyacakları daha büyük bir müze inşa etmeye karar vermişlerdi. Müze 1885 tarihinde açıldı. 28 Ocak 1873 tarihli Theo’ya yazdığı mektuptan… “Amsterdam’da Trippenhuis’in yerine yepyeni, büyük bir müze kurulacağını biliyor muydun? Bence çok yerinde birşey, Trippenhuis küçük, sonra o kadar çok resim var ki yan yana yan yana asılmış, hiçbirini doğru dürüst görmek mümkün değil.”

Vincent Mayıs 1873’te Goupil ve Ortakları’nın Londra şubesine atandı. Londra’ya gitmeden bir hafta önce Paris’e giderek Salon Sergisi’ni, Luxembourg Müzesi’ni ve Louvre’u gezdi. 19 Mayıs’ta Londra’da işe başlayan Vincent mektuplarında pahalılıktan şikayet eder fakat kenti çok beğendiğinden, özellikle parkların güzelliğinden bahseder. Londra Hollanda’dan çok farklıdır. British Museum, National Gallery, bugünkü adı Victoria and Albert Museum olan South Kensington Museum Vincent’ın sıklıkla ziyaret ettiği mekanlardır. Kendisinin bu dönemde John Keats’in ve Alphonse de Lamartine’in şiirlerini okuduğunu biliyoruz.

Vincent , Ağustos ayında Londra’nın Brixton bölgesinde yeni bir eve taşındı. Bu evde ev sahibi Ursula Loyer ve kızı Eugenie ile yaşadı. Bazı tarihçiler Vincent’ın daha önce aile yakınları Caroline Haanebeek’e platonik duygular beslediğini iddia eder fakat Eugenie kendisinin hayatında bildiğimiz ilk sevgilisi. 19 yaşındaki kız Hollandalı kiracılarından kısa süre içinde aldığı evlilik teklifini reddetti. Vincent Londra’da yaşadığı süre zarfında geçici olarak iki kere Goupil ve Ortakları’nın Paris’teki şubesinde görevlendirildi. Noel zamanlarında ise Hollanda’da yaşamakta olan ailesini ziyaret ediyordu. 30 Mayıs 1875’te Ecole Nationale des Beaux-Art’da ziyaret ettiği Jean-Baptiste-Camille Corot retrospektif sergisinden çok etkilendi. Manzara resimleriyle Vincent’i etkileyen Corot üç ay önce vefat etmişti. 226 eserinden oluşan bu sergi kendisine saygı niteliği taşıyordu. Vincent’ın bu dönemde etkilendiği diğer bir sanatçı ise Jean François Millet’ydi. Sanat koleksiyoneri Emil Gavet’nin Hôtel Drouot’daki satış sergisinde Millet’nin çizimleri de bulunuyordu. Vincent mektuplarından birinde çizimlerin sergilendiği odayı kutsal bir mekan olarak nitelendirir.

Vincent Hollanda’nın Etten kentine taşınan ailesi ile yılbaşını geçirdikten sonra 3 Ocak 1876’ta Paris’e döndü ve ertesi gün Goupil ve Ortakları’na 1 Nisan itibariyle işi bırakacağını söyledi. Babasının Theo’ya yazdığı mektuptan anlaşıldığı üzere Vincent iş hayatında memnun değildi ve yılbaşı ziyaretinde baba, amca gibi aile yakınlarına ne yapması gerektiğine dair danışmış, babası bir süre daha çalışmasını tavsiye etmişti. Her ne kadar Vincent birkaç gün sonra şirketin sahipleriyle konuşup fikir değiştirdiğini, çalışmaya devam etmek istediğini söylese de bu isteği kabul edilmedi ve 1 Nisan’dan itibaren işten çıkarılacağı belirtildi. Bir süredir dini bir mistizm içinde olan, kendini işine veremeyen Vincent’ın bu dönemde İncil başta olmak üzere dini kitaplara merak saldığı, George Eliot’ın hikayelerini okuduğu, özellikle “Rahiplerin Hayatlarından Manzaralar” isimli hikaye kitabını beğendiği biliniyor.

Vincent 1 Nisan 1876’da işten ayrılınca Paris’i terk ederek ailesinin yanına, Etten’e gitti. İki hafta sonra din okulunda çalışmak üzere İngiltere’ye gitmeye karar verdi. Kızkardeşi Anna Londra’da yaşıyordu. William Stokes’un Ramsgate’te işlettiği yatılı okulda öğretmen olarak işe girdi. Herhangi bir ücret talep etmedi, yatacak yer ve yemek ile yetindi. Stokes’un okul yönetiminden memnun değildi. 31 Mayıs 1876 tarihli Theo’ya yazdığı mektuptan… “Böyle günlerde Bay Stokes’un sinirleri bozuluyor bazen, hele çocuklar gerekenden biraz fazla gürültü yaparlarsa, akşam yemeğini yasakladığı oluyor. Ah, onların o pencereden bakışlarını görmeni isterdim. Bayağı acıklıydı..Yemek saatlerini beklemekten başka o kadar az şeyleri var ki ellerinde günlerin geçmesine yardım edecek..Bir de onların karanlık merdivenlerden, karanlık koridorlardan geçip yemek salonuna gidişlerini görmeni isterdim. Yemekhane parlak, güneşli bir yer”. Vincent, Temmuz ayının başında gelen teklif üzerine Thomas Slade Jones’un Isleworth’deki din okuluna sembolik bir ücretle geçti. Jones kendisinden öğretmenliğin yanı sıra kilise ile cemaat arasında çalışmasını, evlere giderek halkı görüp onlarla konuşmasını da bekliyordu. Buradaki Wesleyan Kilisesi’nde, 29 Ekim’de ilk kez bir ayini yönetti. Ayinde İngiliz protestanların çok değer verdiği, 17.yüzyılda yaşamış din adamı ve yazar John Bunyan’ın “bu diyarda bir garipten başka neyim” diye başlayan bir metnini okudu. 19 Kasım’da Turnham Green’deki kilisede gönüllü olarak çalışmaya başladı. Burada hem dua okuyor hem de Pazar günleri kiliseye gelen çocuklara öğretmenlik yapıyordu.

Vincent daha fazla İngiltere’de kalmamaya karar verdi ve 20 Aralık 1876’da Anna ile birlikte ailesinin yaşadığı Etten’e döndü. Bir süre sonra Hollanda’nın güneyindeki Dordrecht kentinde Blussé & Van Braam isimli bir kitapçıda çalışmaya başladı. İş hayatından oldukça sıkılıyordu ve gittikçe daha yoğun bir şekilde dine ilgi gösteriyordu. 16 Nisan 1877 tarihli, Theo’ya yazdığı mektuptan…  “Ah, yaşamımı Tanrı’ya ve onun öğretisine, hizmete daha da tümüyle adamanın yolunu bir gösteren olsa! Durmadan bunun için dua ediyorum ve büyük bir alçak gönüllülükle inanıyorum ki dualarım bir gün işitilecek. Sırf insan gözleriyle bakan biri, bunun mümkün olmadığını söyleyecektir. Ama bu konuda çok ciddi düşündüğümde, insanlar için olanaksız görülen düzeyin ötesine geçebildiğimde, Tanrı ile birleşebiliyorum. Çünkü o her şeye kadirdir. Onun her dediği olur, her emri yerine getirilir. Ah, Theo; yavrum, bunu bir başarabilsem! Her elimi attığım işin bozulmasından dolayı yaşadığım korkunç bunalımı yenebilsem, kendi kendime yinelediğim, çevreden i,şittiğim ayıplamaları üstümden atabilsem, gerçek bir gelişmeye ulaştırabilecek fırsatı, gücü bulabilsem ve bulduğum yolda azimle ilerleyebilsem, babam da, ben de Tanrı’ya büyük bir şevkle şükredeceğiz!”

Vincent 14 Mayıs 1877’de Dordrecht’teki işini bırakarak Amsterdam’a yüksek din eğitimi almaya gitti. Teolojik eğitimin yanı sıra Latince ve Eski Grekçe dersleri aldı. Bu dönemde diğer bir amcası, liman müdürü Jan van Gogh’un evinde kalıyordu. Mektuplarından anlaşıldığı üzere 1877’nin yaz aylarında okuduğu kitaplar arasında Charles Dickens’ın ‘İki Şehrin Hikayesi’, Thomas Carlyle’ın ‘Fransız Devrimi’, 17.yüzyılda yaşamış olan Fransız din adamı ve yazar François Fénelon’un ‘Telemak’ın Maceraları’ da vardı. Fénelon’un bir kralın nasıl eğitilmesi gerektiğini konu alan romanı Türkiye edebiyat tarihi için de önemlidir. Yusuf Kamil Paşa tarafından Türkçeye çevrilen ve ‘Tercüme-i Telemak’ ismiyle 1862’de basılan kitap dilimize çevrilmiş ilk romandır. Vincent’ın 1877’nin yaz aylarında yaptığı ilginç işlerden biri ise 15.yüzyılda Hollanda’da yaşamış olan din adamı Thomas Kempis’in ‘İsa’yı Taklit Etmek’ isimli kitabını çevirmekti. Kitap bir insanın dinen kendini nasıl geliştirebileceğine dairdir.  Aynı dönemde Vincent, Rembrandt’ın özellikle dini konuları içeren gravürlerine merak salar. Vincent’a göre Tanrı’yı tanımanın en iyi yolu birşeyleri çok sevmektir. Biri Rembrandt’ı çok seviyorsa o kişi Tanrı’nın var olduğunu bilir ve derinden inanır zira Rembrandt’ın dehası Tanrı’nın varolduğunun bir ispatıdır. Vincent, Barok dönemin önde gelen Hollandalı sanatçısını  incelemek için Trippenhuis Müzesi’ne ve çok sayıda Rembrandt resmine ev sahipliği yapan, günümüzde faaliyet göstermeyen Fodor Müzesi’ne gider. Fodor Müzesi’nin koleksiyonu bugün Amsterdam Tarih Müzesi’nde bulunuyor. 18 Eylül 1877 tarihli Theo’ya yazdığı mektuptan…”Trippenhuis Müzesi’ne gidip Rembrandt’ın gravürlerini görme fırsatı buldum. Bu sabah gittim, iyi ki de gitmişim. Oradayken düşündüm, bir gün de Theo ile ikimiz şunları birlikte görsek, diye. Düşün taşın bakalım, bu gibi işler için bir iki gün ayırabilir misin? Babam gibi bir adam, hasta ya da ölüm halinde bir insanı görmek, ona, en karanlık, en derin acılar arasında bile ışık tutacak, Tanrı’nın sözlerini götürmek için gece gündüz demeden yollara düşen, elinde fenerle geceleri uzun yollar tepen babam gibi bir adam, Rembrandt’ın gravürleri hakkında, örneğin bir ‘Geceyarısı Mısır’a Kaçış’ ya da ‘İsa’nın Gömülüşü’ karşısında neler düşünürdü acaba? Trippenhuis’teki koleksiyon bir harika, önceleri görmediğim birçok parça gördüm. Ayrıca, Rembrandt’ın Fodor Müzesi’ndeki karakalem resimlerinden de söz ettiler orada bana”

Vincent 5 Temmuz 1878’de Etten’e, ailesinin yanına döndü. Babası ile birlikte 16 Temmuz’da Brüksel’e gittiler. Kente birkaç yıl önce çok iyi bir din okulu açılmıştı ve Vincent burada çalışmak istiyordu. Babası ile birlikte okul yönetimi ile görüştüler ve 3 ay sürecek bir denemeye kabul edildi. Babası oğlu Theo’ya yazdığı mektupta Vincent’ın görüşmede nasıl etkileyici olduğundan bahseder. Fakat üç aylık deneme süresinin sonunda Vincent okula kabul edilmez. Bu dönem aynı zamanda Vincent’ın kendine farklı bir yaşam kurmaya çalıştığı aylardı. Örneğin, bir öğrencisinin tanıklığına göre rahat olduğu için yatakta yatmayı reddedip yerde uyumayı tercih ediyordu. Fakat sanattan kopmadı. Kendisini ziyarete gelen Theo ile birlikte Brüksel’deki Güzel Sanatlar Müzesi’ne gitti. Burada özellikle Charles Degroux ve Henri Leys’in resimlerinden etkilendiğini mektuplarından anlıyoruz.

Vincent, İngiltere’de bulunduğu yıllardan beri maden işçilerinin yaşadığı hayata dair ilgi duymaktaydı. Okula kabul edilmemesi üzerine, Aralık ayının başında Belçika’nın Fransa sınırındaki Borinage’a gitti. Burası çok sayıda kömür madeninin işletildiği, işçi nüfusunun yoğun olduğu bir bölgeydi. Bir ay kadar burada kalarak maden işçilerine din adamlığı yaptı. Babasının Theo’ya yazdığı bir mektuptan bu bir ay zarfında bir kömür madeninde şiddetli bir patlama olduğunu, Vincent’ın yanarak ağır yaralanan bir maden işçisine uzun süre baktığını biliyoruz. 18 Kasım 1878 tarihli Theo’ya yazdığı mektuptan…”İngiltere’de olduğum sırada kömür madenlerinde, kömür işçilerinin arasında vaizlik yapmak için başvurmuştum, ama işe almadılar; en az yirmi yaşında olmam gerekiyormuş. Sen de biliyorsun, tüm İncil’in kökenlerinden, temellerinden biri ‘Karanlıkta yükselen ışık’tır, karanlıktan ışığa doğru. Eee, en çok kim gereksiniyor bunu, en açık yüreklilikle dinleyecek olanlar kimler? Deneyimler de gösteriyor ki, karanlıkta, yeryüzünün altındaki dehlizlerde yürüyenler –kömür işçileri gibi yani- Tanrı’nın İncil’deki sözlerinden çok etkileniyorlar, gerçekten inanıyorlar da”

Vincent 1 Şubat 1879’da Borinage’da altı ay sürecek gezici vaizlik görevine atandı. Bu görevinde işçilere İncil okuyacak, öğretecek ve hastaları ziyaret ederek moral verecekti. Altı ay sonunda Vaizler Komitesi tarafından başarısız bulundu ve görevine son verildi. Vincent bunun üzerine din adamı bir arkadaşı ile Belçika’nın Hainaut bölgesindeki maden işçilerinin ağırlıklı olarak yaşadığı Cuesmes isimli bir köye yerleşmeye karar verdi. Bu süre içinde kendisinin okuduğu kitaplar arasında Beecher Stowe’un ‘Tom Amca’nın Kulübesi” ve Charles Dickens’ın “Zor Zamanlar”ı olduğu mektuplarından anlaşılıyor. Vincent’ın Cuesmes’de, dine olan yoğun ilgisi yavaş yavaş azaldı. Resme ilgisi daha da arttı. Lahey’deki Goupil ve Ortakları’dan eski iş arkadaşı Hermanus Teersteg’e satması için ilk kez çizimlerini yolladı. 10 Ağustos 1879’da Theo Vincent’ı ziyaret etti. Bu ziyaret esnasında ikisi arasında Vincent’ın geleceğine dair bir tartışma oldu ve dargınlık nedeniyle Haziran 1880’e kadar herhangi bir iletişime geçmediler. 22 Haziran 1880 tarihli Theo’ya yazdığı mektuptan…”Bir dereceye kadar, bir yabancı gibi oldun bana, ben de sana –belki de sandığından çok daha fazla…Böyle devam etmemek ikimiz için de daha iyi olur belki. Eğer zorunlu olmasaydım, sen beni bu zorunluluk karşısında bırakmasaydın, bu mektubu bile yazmazdım ola ki. Benim için elli frank gönderdiğini öğrendim Etten’de; çarnaçar kabul ettim. İstemeyerek elbette, içimde melankolik bir duyguyla elbette, ama başka ne yapabilirdim –bir çıkmaz sokakta, dümdüz bir duvarın önünde gibiyim, başım da dertte…Kısaca sana teşekkür etmek için yazıyorum bu mektubu…” Aynı mektupta şunları da yazacaktır: “Nasıl oldu bilmiyorum ama elimde olmadan, ailenin başedilemez, kuşku uyandırıcı bir kişisi durumuna geldim, en azından güvenilemeyecek biri..Bu halde kime yararım dokunabilir? Her şeyden çok bu nedenle, yapabileceğim en iyi, en akla yakın şey bir yerlere gitmek, uygun bir uzaklıkta bulunmak hepinizden, böylece varlığımı unutabilirsiniz…Zamanla, yavaş yavaş, ama sonunda mutlaka, aileden bazılarıyla yeniden candan bağlar kurabileceğime inanıyorum” Mektupta bahsi geçen 50 frank Theo’nun Vincent’a yaptığı ilk para yardımıdır. Bu tarihten sonra hayatının sonuna kadar kardeşinin desteğini alacaktır.

Vincent, 1880 yılının Ağustos ayında hayatını sanatçı olarak sürdürmeye karar verdi. Ekim ayında Brüksel’e gitti ve Theo’nun tavsiyesiyle Willem Roelofs ve Anthon van Rappard isimli ressamlarla tanıştı. Roelof o yıllarda kentin en bilinen ressamlarından biriydi ve sanat camiasında sözü geçiyordu. Kasım ayında Kraliyet Sanat Akademisi’nde ‘Antikiteden Çizimler’ başlıklı ders kaydoldu. Kurumun arşivinde ders kaydına dair bir belge bulunmasına karşın Vincent’ın derslere katılıp katılmadığına dair bir bilgi yok. 5 Aralık’taki rekabete dayalı bir sınavda sonuncu olmasının hayalkırıklığı ile bir daha akademiye gitmediğine dair bir görüş söz konusu. Dersleri bırakmasına karşın resim yapmaya devam etti. Fransız köy realizminin önde gelen sanatçısı Jean François Millet’nin resimlerinden kopyalar yapıyordu. 1881 yılının Şubat ayında ressam Jan Madiol’dan çizim dersleri almaya başladı. Ertesi ay ise Van Rappard’ın atölyesinde çalışmaya başladı. Nisan ayında ise Brüksel’i terk ederek Etten’e, ailesinin yanına döndü. 1881 yazında Vincent’ın İngiliz ve Fransız romanlarına ilgi gösterdiği biliniyor. Balzac’ın ‘Goriot Babası’, Charlotte Bronte’nin ‘Jane Eyre’i, Gongourt Kardeşlerin ‘Gavarne’ı gibi. Söz konusu yaz aylarında Vincent ailenin yanında kalan, üç sene önce kocasını kaybeden, bir çocuk sahibi kuzeni Kee Vos’a aşık oldu ve evlilik teklif etti lakin reddedildi. Kee bu gelişme üzerine babası ve annesinin yaşadığı Amsterdam’a döndü. Vincent bir bahane uydurarak Kee’yi görmek için Kasım ayında üç günlüğüne Amsterdam’a gitti. Ama Kee ile hiçbir zaman birlikte olmadılar. Mektuplarında amcası ve yengesinin tartışmalarına karşın kendisine çok iyi davrandığından bahseder. Yine de kendini bu üç gün boyunca çok yalnız hissetmiştir. Kasvetli bu süre zarfında depresyona girmiş ve melankoliye dalmıştır. 3 Kasım 1881 tarihli Theo’ya yazdığı mektup…”Kee’nin kendisine sorarsan, fikrini hiçbir zaman değiştirmeyeceğini söylüyor, yaşlılar takımı da aynı şeye inandırmaya çalışıyorlar beni, gene de değişmesinden korkuyorlar. Yaşlıların bu tutumu ancak ve ancak ne zaman değişir biliyor musun? Kee fikrini değiştirdiğinde değil, ben yılda en az 1000 gulden kazanan bir adam olduğum zaman..Olayı çok kaba çizgilerle özetlediğim için gene bağışla beni. Belki de hakkımda türlü şeyler söyleyecekler sana-durumu zorladığımı falan..Oysa aşkta zorlamanın gülünç olduğunu kim bilmez? Yo hayır, hiç öyle bir niyetim yok. Ama Kee ile ikimizin görüşüp konuşmamızı, yazışabilmemizi –birbirimizi daha yakından tanımak, böylece birbirimize uygun olup olmadığımızı daha derinden anlamak için elbette- istemekte akla uzak ya da haksız bir yan göremiyorum ben…Kararım şu: Onu o kadar uzun süre seveceğim ki, sonunda o da beni sevecek” Vincent’ın reddedildikten sonra Jules Michelet tarafından yazılmış ‘Aşk’ ve ‘Kadın’ isimli kitaplarını okuduğu biliniyor. ‘Kadın’ bir kadının mutlu olması için düzgün bir evliliğe sahip olması gerektiğine böylece kendini güvende hissedeceğine vurgu yapan bir roman.

01-Etten'de Manzara

Etten’e Giden Yol (1881) 

Vincent, 27 Kasım 1881’de gitti Lahey’de bir aya yakın kaldı ve ressam Anton Mauve’den suluboya ve yağlıboya resim dersleri aldı. Her gün atölyeye gidiyor, gündüzleri suluboya, akşamları yağlıboya dersleri görüyordu. Bu dönemde yazdığı mektuplarda Anton Mauve ve karısının kendisine ne kadar iyi davrandığından bahseder. Annesi de oğlu Theo’ya yazdığı mektuplarda artık bir sanatçı olan Vincent’ın mutlu olduğundan, Etten’e döndüğünde kendisine atölye ayarlamanın zor olacağından dem vurur. 23 Aralık 1881 tarihinde Theo’ya yazdığı mektup…”Ah, Theo, tonlar ve renkler ne büyük şeyler! Bunları hissetmeyi öğrenemeyen biri ise gerçek yaşamdan ne kadar uzakta! Mauve, daha önceden görmediğim birçok şeyi görmeyi öğretti bana: Bana söylediklerini bir gün sana da söylemek isterim, çünkü, senin de iyi göremediğin birkaç şey vardır belki. Neyse, umarım sanat sorunlarını karşılıklı tartışabileceğimiz günler gelecek. Mauve’un para kazanmak konusunda bana dediklerini düşündükçe içide doğmaya başlayan kurtuluş duygusunu bilemezsin, düşleyemezsin bile.”

Vincent 1 Ocak 1882’de Mauve’dan yardım alarak Lahey’deki Schenkweg’de kendisine atölye olarak kullanacağı bir mekan tuttu. Çalışabileceği bir modele ihtiyacı vardı. Ayın sonuna doğru Sien Maria Hoornik ile tanıştı. Sien eski bir hayat kadınıydı. Beş yaşında bir çocuğu vardı ve hamileydi. Vincent’a göre güzel değildi, genç değildi ve dikkat çekici hiçbir özelliği yoktu. Uzun boylu, iri yapılı biriydi. Elleri Kee’ninkiler gibi yumuşak hanım elleri değil, çok çalışan birinin elleriydi. Kısa sürede duygu bağı kuran Vincent, Sien’i Theo’ya anlatırken Jules Michelet’nin ‘Aşk’ından alıntı yapar: “Herhangi bir kadın, hangi yaşta olursa olsun, sevdiği ve iyi yürekli olduğu takdirde, erkeğe bir anın sonsuzluğunu değil ama, sonsuzluktan bir an verebilir” Fakat Kee’ye olan ilgisi de devam ediyordu: “Nerdeyse Kee benden de yaşlı, o da aşk deneyimleri geçirmiş; sırf bu yüzden daha çok seviyorum onu. Bu alanda bilgisiz değil, ben de değilim. Eğer yalnızca eski aşkıyla yaşamakta direnir, yeni aşkı geri çevirirse, kendi bileceği iş. Bu tutumunu ve benden kaçmayı sürdürürse de, ben tüm enerjimi, tüm kafa sağlığımı, gücümü onun uğruna boğup yok edecek değilim. Hayır, yapamam böyle bir şey. Onu seviyorum, ama onun uğruna kendimi donduramam, sinirlerimi harap edemem. Bizim gibileri uyaran, istediğimiz kıvılcımı sağlayan da sevgidir açıkçası –yalnızca tinsel sevgi de değil!”

02-Vincent van Gogh, Çatılar, Atölyeden Görünüm, 1882

Çatılar, Atölyeden Görünüm (1882)

Vincent Şubat 1882’de Goupil ve Ortakları’ndan Tersteeg’e 10 Gulden borç karşılığında ufak bir çizimini verdi. Tersteeg kendisine suluboya resim sipariş etti. Bu arada Lahey’deki sanat ortamını daha yakından tanıyordu. Johan Hendrik Weissenbruch, Emil Achille Debock, Bernardus Blommers gibi sanatçılarla biraraya geliyordu. Ressam George Breitner ile yakın bir arkadaşlık kurdu. Amsterdam’daki amcası Cornelis van Gogh Mart ayında 12 tane Lahey manzarası sipariş verdi. Çini mürekkebi ile yapılmış bu desenler Vincent’ın sattığı ilk resimler oldu. Amcası Nisan ayında yedi resim daha isteyerek siparişini yineledi. Bu dönemde Jean François Millet’nin sanatı üzerine yazılmış, Debock’tan ödünç aldığı bir kitabı elinden eksik etmiyordu. Millet’nin büyüklüğünü gittikçe daha fazla hissediyordu. Millet’nin ‘Sanat bir savaştır, bu işe başını koymak gerekir’ ve ‘Kendini kötü ifade etmektense hiçbir şey dememeyi tercih ederim’ sözlerini benimsemişti. Bu arada suluboya yapmasını beceremediğini söyleyenTersteeg ile arası bozuldu. Tersteeg’e göre Vincent suluboya resim yapmayı başaramamanın acısını duymamak için uyuşturucu madde kullanır gibi resim çiziyordu. Kendisine her zaman desteklemiş olan Mauve ile de arası koptu. Mauve’un sanatına dair yaptığı eleştirilere çok kızmıştı.  Mauve’un Vincent’a söylediği son cümle “Pis bir karakteriniz var” oldu. 1882’nin yaz aylarındaki edebiyat tercihi Emil Zola’dan yana oldu. Bu aylarda Fransız edebiyatçının yedi tane romanını okuduğu bilinmektedir. Okumak için çok zamanı oldu zira 7 Haziran- 1 Temmuz tarihleri arasında hastanede kaldı. Mesanesi rahatsızdı. Ayrıca aşırı uykusuzluk çekiyordu. 15 Temmuz’da Sien, kızı Maria ve yeni doğan oğlu Willem ile Vincent’ın evine taşındı.

Vincent ve Sien’in ilişkisi Eylül 1883’e kadar sürdü. Sien ile anlaşamadığını fark eden Vincent ilişkiyi bitirmeye karar verdi. Lahey’den Kuzey Hollanda’daki Drente’ye taşınmayı planlıyordu ve Sien’in kendisi ile gelmesini istemedi. 14 Eylül 1883 tairihnde Theo’ya yazdığı mektup…”Kadını ve çocukları üzüntüyle düşünüyorum sık sık, hiç değilse geçinebilecekleri bir gelirleri olsaydı…Of aslında hepsi kadının kendi kabahati…diyebilirim…çok yanlış da olmaz bu.Gene de, korkarım çekeceği sıkıntılar işlediği suçtan çok daha büyük olacak. Karakterinde bozukluk olduğunu baştan beri biliyordum, zamanla düzeleceğini ummuştum..Ama şimdi, bir süre görüşmedikten sonra,onda gördüğüm kimi şeyler üstünde düşünüyorum da, zaten düzelemeyecek kadar ileri gitmişti gibi geliyor. Bu da, içimdeki acıma duygusunu çoğaltıyor ve melankolik bir duyguya dönüşüyor sonunda, tümüyle yok etmek elimde değil…Onun iyi bir insan olmadığını biliyorum. Böyle davranmaya hakkım olduğunu da biliyorum. Artık orada kalamayacağımı, onu yanımda buraya getiremeyeceğimi, yaptığımın doğru ve aklıbaşında olduğunu, daha ne dersen de, hepsini biliyorum. Gene de her şeye karşın, öyle bitkin, hasta, sıska bir kadın gördüm mü sanki böğrüme bir bıçak saplanıyor, yüreğim içimde eriyor. Yaşam nasıl da acıklı..Bununla birlikte, insan melankoliye kaptırmamalı kendini, başka yerlerde avuntu aramalı, en iyisi çalışmalı, çalışmalı.”

Vincent 5 Aralık 1883’te yeniden ailesinin yanına, yeni taşınmış oldukları Nuenen’e yerleşmeye karar verdi. Evdeki bir odayı atölyeye çevirdiler. Vincent bu atölyeyi altı ay kadar kullandı. 20 Aralık’ta van Rappard’ı ziyaret etmeye Utrecht’e ardından Sien’i son kez görmeye üç günlüğüne Lahey’e gitti.

Vincent’ın hayatına giren bir sonraki kadın Nuenen’deki evlerine komşu olan Margot Begemann oldu. Margot, ayağını kırmıştı ve iyileşme sürecinde Vincent’ın annesinin evde verdiği dikiş derslerine katılıyordu. Bu dersler vesilesiyle sık sık eve girip çıkan Margot ile Vincent arasında ilişki başladı. 1884’ün yaz ayları parasal olarak iyi geçti. Resim dersleri vermeye başladı. Kuyumcu ve amatör ressam Antoon Hermans bir dizi resim sipariş etmişti. Eylül ayının sonuna doğru Margot intihara teşebbüs etti ama kurtarılarak Utrecht’e tedaviye yollandı. Vincent Ekim ayının başında evlilik teklifinde bulunmak üzere Utrecht’e gitti. Hem Vincent’ın hem de Margot’nun aileleri itiraz ettiler ve evlilik gerçekleşmedi.

26 Mart 1885’de Vincent’ın babası Theodorus van Gogh kalp krizi yüzünden vefat etti. Her zaman kendisine destek olan babasının kaybı büyük oğlu için hayli travmatikti. Cenaze için Nuenen’e gelen Theo yanında ağabeyinin birçok resmini götürdü. Vincent olanca yoğunluğuyla resim yapmaya devam etti. Nisan ayında en ünlü erken dönem resimlerinden biri olan ‘Patates Yiyenler’in eskizini kardeşine postaladı. Theo eskizi Paris’in bilinen sanat tacirlerinden Alphonso Portier’ye gösterdi ve çok iyi eleştiriler aldı. Bunun üzerine Vincent ‘Patates Yiyenleri’ Mayıs ayında bitirerek Theo’ya gönderdi. 14 Temmuz 1885 tarihinde Theo’ya yazdığı mektup.. “Portier benim çalışmalarımı değerlendirecek kişi midir bilemiyorum ama, şu anda ona gereksinmemiz var. Buna kesinlikle inanıyorum. Bir yıl kadar çalıştıktan sonra şimdikinden daha büyük bir koleksiyonumuz olacak ve çalışmalarımı tamamladıkça işlerimin daha iyi görüneceğinden kuşkum yok. Yaptıklarıma şimdiden sempatiyle bakanlar, işlerim hakkında onun konuştuğu gibi kopnuşan, takdirlerini belirten kişiler bizim için çok yararlı; çünkü ben diyelim ki bir yıl daha çalıştıktan sonra birkaç parça toplamış olacaklar ve onlar sussa da ellerindeki parçalar yeterince konuşacak..Portier’yi görecek olursan söyle ona, çalışmaktan vazgeçmediğim gibi ona gönderecek daha pek çok şeyim var.Sen de, uygun kişiler buldukça, elindekileri göstermeyi sürdür, olur mu?”

03-Vincent van Gogh,Patates Yiyenler,yağlıboya,82x114cm,1885,Van Gogh Museum,Amsterdam,Hollanda

Patates Yiyenler (1885)

‘Patates Yiyenler’ Vincent’ın imrendiği köy hayatına dair bir resim. Kent hayatı içinde, endüstrileşme ile birlikte kendine yabancılaşan insanlar için Vincent’ın sunduğu bir çıkış noktası olarak değerlendirilebilir. Endüstrileşen üretim biçimlerinde insan kendi emeği ile ürettiği ürüne yabancıdır. Çoğu kez ürettiği mala sahip olacak mali güce sahip bile değildir. Oysa köylüler toprağa tohumu ekerler, toprağı sürerler ve sonunda ürünü toplarlar. Günümüzde Van Gogh Müzesi’nin koleksiyonunda yer alan ‘Patates Yiyenler’ gelişmiş toplumun zenginliklerinden faydalanamayan ama buna karşın kendine yabancı olmayan, ürettiği mala sahip olan, onunla yaşamını idame ettiren, doğaya uzak olmayan, onun bir parçası olan köylüleri konu alır. Bu yönüyle üslup olmasa da konu olarak Vincent’ın ilerki dönemde yapacağı resimleri muştulamaktadır. Resmin eskizinin yanı sıra bir de litograf uyarlaması bulunmaktadır. Eskiz Hollanda’nın Otterlo kentindeki Kroller Müller Müzesi’nin koleksiyonunda. 1988’de başka iki van Gogh eseriyle çalınan resim için 2,5 milyon Dolar fidye istendi ama hırsızlar dört ay sonra yakalandı ve resim müzeye iade edildi. Van Gogh Müzesi’nde yer alan litograf versiyonu ise 2001 yılında çalındı fakat hırsızlar bilinmeyen bir nedenle bir saat içinde çaldıkları eserleri bıraktılar ve resim kısa sürede müzeye döndü.  14 Temmuz 1885 tarihinde Theo’ya yazdığı mektup.. “Benim ‘Patates Yiyenler’deki figürlerimde birtakım yanlışlar konusunda Serret’nin ciddiyet ve inançla bir şeyler söylediğini yazmıştın geçenlerde. Buna verdiğim cevaptan anlamış olman gerekir ki, o açıdan ben de kendi kendimi eleştiriyorum;ancak, kulübeyi birçok gece loş lamba ışığında gördükten sonra edinilmiş bir izlenim olduğun, yağlıboyayla kırk kadar baş etüdü yaptıktan sonra yapılmış olduğunu da özellikle belirttim; dolayısıyla sizinkinden değişik bir bakış açısından yola çıktığım açık-seçik ortada”  

Vincent kızkardeşi Anna ile tartıştı ve evi terk ederek yine Nuenen’de atölye olarak da kullandığı bir ev kiraladı. ‘Patates Yiyenler’i beğenmeyen yakın arkadaşı Anton van Rappard ile yollarını ayırdı. Van Rappard’a yazdığı bir mektupta kendisini eleştirmeye, sanatını aşağılamaya hakkı olmadığını yazdı. Vincent resimlerine dair bir nebze kardeşi Theo’nunkiler dışında herhangi bir eleştiriye tahammül edemiyordu. 6 Ekim 1885’te resim öğrencisi Anton Kerssemakers ile Amsterdam’a gitti ve yeni açılan Rijksmuseum’u ve yine Fodor Müzesi’ni ziyaret etti. Bu müze ziyareti üzerine Theo’ya yazdığı mektupta Rembrandt’ın ‘Gece Nöbeti’ resminden ve Frans Hals’ın portrelerinden etkilendiğini yazdı. 24 Kasım’da Nuenen’i terk ederek Anvers’te bir ev kiraladı. Yanında yalnızca üç resmini ve birkaç eskizini götürdü. Geride yüzden fazla resmini bıraktı. 26 Kasım 1885 tarihli Theo’ya yazdığı mektup…”Garip bir şey, yağlıboya etüdlerim köyde olduklarından daha karanlık görünüyorlar kentte. Kentteki tüm ışıklar daha az parlak olduğundan mı acaba? Bilmiyorum, ama yüzeysel bir bakışon ötesinde çok önemli bir ayrım olabilir bu. Onun için çarpıcı geldi bana ve sana gönderdiğim resimlerin, bana köydeyken göründüklerinden daha karanlık olabileceklerini anladım. Gene de, şimdi yanımda olanlar, her şeye karşın çok kötü görünmüyorlar: Değirmen, güz ağaçlarının sıralandığı cadde, bir natürmort, birkaç tane de küçük resim”

Vincent, Anvers’te Belçikalı ressam Hendrik Leys’in evindeki duvar resimlerini çok beğendi.  Kentteki çağdaş eserlerin yer aldığı Modern Müze’yi ve eski ustaların eserlerini barındıran Antik Müze’yi gezdi. Antik Müze’de yine Frans Hals ve Rembrandt en etkileyen isimler oldular.  Modern Müze’de ise Jacques Louis David ve Jean Auguste Dominique Ingres’in resimleri ile ilgilendi. Kentin katedralinde yer alan Paul Pieter Rubens’in resimlerini inceledi. Vincent Anvers’te cebinde para olmasa da neşeliydi, özellikle son çalışmalarından mutluluk duyuyordu. Vincent’ın 1885’de okuduğu yazarlar arasında yine Emile Zola ve Goncourt Kardeşler ön plana çıktı ama özellikle Théophile Silvestre’in Eugene Délacroix hakkında yazdığı kitaba çok ilgi gösterdi.

Vincent 18 Ocak 1886’da Anvers’teki Güzel Sanatlar Akademisi’ne girerek formal sanat eğitimini ilerletmek istedi. Karel Verlat’ın figür resmi ve François Vinck’in çizim atölyelerine devam etti. En azından model için para harcamak zorunda kalmıyordu. 20 Ocak’ta Theo’ya yazdığı bir mektupta bir pantalon ve ceket alabilmek için 50 Frank’a ihtiyacı olduğunu belirtti.

Vincent kısa sürede akademik eğitimden sıkıldı ve 28 Şubat 1886’da Paris’e, kardeşi Theo’nun yanına gitti. Beraber Montmartre’da bir eve taşındılar. Vincent, Mart ayının başında Fernand Cormon’nun atölyesine yazıldı. Fransız ressam dönemin en revaçta olan atölyesini işletiyordu. Atölyeye devam eden sanatçılar arasında Emile Bernard, Henri de Toulouse Lautrec, John Russel gibi isimler bulunuyordu. Paris’e gelmeden önce İzlenimciler isimli bir sanatçı grubundan haberdardı ama sanatlarından bihaberdi. 15 Mayıs-15 Haziran tarihleri arasında gerçekleşen 8.İzlenimci Sergi’yi gezdi. Sonbaharda boya satan Julien Pere Tanguy’ın dükkanında, sanat tacirleri Pierre Firmin Martin ve George Thomas’ın galerilerinde ve Alphonso Portier’nin mekanında resimlerini sergileme fırsatı buldu. Bu dönemde Tanguy’a bir resim sattığı bilinmektedir. Emile Bernard, Louis Anquetin gibi isimlerle bir arkadaş çevresi oluşturmaya başlayan Vincent, Toulouse Lautrec ile de düzenli olarak görüşüyordu. 1886’nın sonuna doğru ise ilerleyen yıllarda kendisi için önemli bir isim olan Paul Gauguin ile tanıştı. Aynı yıl okuduğu yazarlar arasında Guy de Maupassant ve Voltaire dikkat çekmektedir.

Vincent Paris’te geçirdiği dönemde Japon baskı resimlerinin koleksiyonunu yaptı. Paris’in sanat çevresinde Japon modası söz konusuydu. Birçok sanatçı bu modadan etkilendi. Vincent’ın fırça vuruşlarındaki değişiklik çarpıcıdır. Agostina Segatori isminde yeni bir sevgilisi vardı. Agostina’nın işlettiği Le Tambourine isimli restorantta 1887’nin Şubat ayında Japon baskı resimlerinden oluşan koleksiyonunu sergiledi. Restoranta ayrıca dekorasyon için çeşitli resimlerini de vermişti. Mayıs ayında Paris’in banliyölerinden Asniére’de Postizlenimci sanatın önemli temsilcilerinden Paul Signac ile birkaç defa görüştü. Signac’nın kullandığı noktacılık tekniğinden etkilendi. Haziran ve Temmuz aylarında ise izlenimci sanatçı Camille Pissarro ile sık sık görüştü. Ecole Nationale des Beaux-Art’da gerçekleşen Jean Feançois Millet retrospektif sergisi ise Vincent için unutulmazdı. Sonbaharda Emile Bernard ile onun Asniére’deki atölyesinde beraber çalıştılar. Ekim sonunda kendisi için önemli olan Fransız yazarların listesini çıkarttı: Emile Zola, Gustave Flaubert, Guy de Maupassant, Goncourt Kardeşler, Alphonse Daudet, Jean Richepin. Vincent, Grand Bouillon-Restaurant’da Emile Bernard, Arnold Koning, Toulouse Lautrec ile birlikte bir sergi açtı. George Seurat ve Paul Gauguin bu sergiyi gezenler arasındaydı. 1887’de gezdiği sergiler arasında Puvis de Chavannes’ın retrospektif sergisi de Vincent için önemliydi.

04-Vincent van Gogh,Pere Tanguy'un Portresi,yağlıboya,65x51cm,1887,Musée Rodin,Paris,Fransa

Pere Tanguy’ın Portresi (1887)

Vincent’ın Paris’te yaşadığı dönem hakkında çok fazla ayrıntı bilinmiyor zira bu iki yıl zarfında Theo ile yaşadı. Dolayısıyla bu dönemde az mektup kaleme aldı. O dönemde Boussod, Valadon ve Ortakları isimli sanat ticareti ile faal olan şirkette çalışmakta olan Theo’nun iş seyahatleri esnasında mektup yazma ihtiyacı hissediyordu. Le Tambourine iflas etmişti ve Agostina La Segatori Vincent’ın resimleri geri vermiyordu. 23 Temmuz 1887’de kaleme almaya başladığı mektupta Theo’ya şöyle yazdı: “La Segatori’ye gelince, durum bambaşka, Ona karşı hala sevecenlik duyguları var içimde, umarım onun da bana vardır. Yalnız şu sıralarda çok kötü durumda; ne tümüyle kendi başına buyruk ne de evinin hanımı, daha da beteri hasta ve çok acı çekiyor. Bunu açıkça kimseye söyleyemem ama bana sorarsan kürtaj yaptırdığına inanıyorum (eğer doğal olarak çocuk düşürmediyse) ama içinde bulunduğu durumda onu bu yüzden suçlayamam. İki aya kadar iyileşir umarım ve belki o zaman, kendisini zorlamadığım içinşükran duyar bana. Öte yandan, iyileştikten sonra, bana ait olan şeyleri geri vermeyi soğukkanlılıkla reddederse, ya da bana bir kötülük edecek olursa, şu kadarcık acıyacağımı sanma” 

Vincent, 19 Şubat 1888’de Paris’i terk etti ve ertesi gün Fransa’nın güneyindeki Arles’a giderek Carrel çiftinin işlettiği otele yerleşti. Arles’da geçici olarak kalacak aslen Marsilya’ya gidecekti. Fakat burada kalmaya karar verdi ve 7 Mayıs’ta ise Joseph-Maria Ginoux çiftinin işlettiği Café de la Gare’da bir oda tuttu. Vincent Arles’da sürekli çalışıyordu, 1888’in yaz aylarında kardeşi Theo’ya çok sayıda resim yolladı. Bu sırada Balzac’ın bütün romanlarını yeniden okumaya niyetlendi. 20 Nisan 1888’de Theo’ya yazdığı mektupta Arles’daki yoğun çalışmasından şöyle bahsetti: “Buranın havası bana kesinlikle iyi geliyor. Keşke sen de ciğerlerini bu havayla doldurabilsen. Havanın benim üzerimdeki etkilerinden biri çok komik; burada bir bardak konyak başımı döndürüyor, dolayısıyla, kan deveranımı güçlendirmek için uyarıcılara başvurmak zorunda kalmadığımdan bünyem daha az yıpranacak…Gül renkli şeftali ağaçları kadar güzel yeni bir meyva bahçem var –çok çok uçukpembe kayısı ağaçları- binlerce dal arasında sarımsı beyaz çiçekler… Korkunç denilecek miktarlarda boya ve tuval kullanıyorum, ama harcadığım paranın boşa gitmediğine inanıyorum… Hazır ağaçlar çiçekliyken olabildiğince çok çalışmam bizim çok yararımıza”

11-Arles'daki Kırmızı Bağlar 1888

Arles’daki Kırmızı Bağlar (1888)

Vincent olabildiğince yoğun çalışmasına rağmen parasal açıdan hep sıkıntıdaydı. Theo’ya yolladığı resimlerin çok azı satılabiliyor, kardeşinin yolladığı paralarla kıt kanaat geçinebiliyordu. 9 Temmuz 1888’de Theo’ya yazdığı mektupta bu sıkıntısından bahsetti: “Bütün sanatçıların, şairlerini müzikçilerin, ressamların maddi açıdan kötü durumda olmaları mutlu –olanların bile- gerçekten garip bir fenomen; Guy de Maupassant hakkında bana geçenlerde söylediğin bunun taze bir kanıtı. Ebedi soru yeniden akla geliyor: Yaşamın tümü bizler için görülebilir birşey mi yoksa yalnızca yarım gördüğümüz daha doğru değil mi? Hepsi bu mu, yoksa daha fazlası var mı? Bir ressamın yaşamonda en zor şey ölüm değildir belki de.”

16-geceleyin kahvenin terasi

Geceleyin Kahvenin Terası (1888) 

Vincent Arles’dayken sanatçı arkadaşları ile de mektuplaşmakta, onları Arles’a davet etmekteydi. Sanatçıları Arles’a toplayarak bir Arles Ekolü oluşturmak istiyordu. Bu ısrarlı davetler neticesinde Gauguin Ağustos ayında bir mektup yollayarak fırsat bulur bulmaz geleceğini belirtti. Nitekim 23 Ekim 1888’de Vincent’ın yanındaydı. İkisi gündüzleri resim yapıyor, akşamları ise sanat üzerine tartışıyorlardı. Bu tartışmalar bazen iyice gerginleşiyor kavga ile sonuçlanıyordu.  17 Aralık 1888’de Theo’ya yazdığı mektupta bu tartışmalardan şöyle bahsetti: “Gauguin ile ikimiz, Delacroix, Rembrandt, vs. Üstüne uzun uzun konuştuk. Tartışmalarımız korkunç elektrikli, tükenmiş bir elektrik akümülatörü kadar bitkin oluyor kafalarımız kimi kez, bu tartışmaların sonunda…Bir büyünün ortasında gibiyiz. Çünkü, Fromentin’in de çok iyi dile getirdiği gibi, Rembrandt her şeyden çok bir büyücüdür.”

22-Paul_Gauguin, Van Gogh Günebakanları Resmediyor 1888

Paul Gauguin, ‘Van Gogh Günebakanları Resmediyor’ (1888)

23 Aralık 1888’de Vincent bir sinir krizi geçirdi. Kriz esnasında kulağının ucunu keserek bir hayat kadınına armağan etti. Ertesi gün polis kaldığı odada kendisini kanlar içinde baygın bir şekilde yatakta buldu ve hastaneye yatırdı. Gauguin bir telgrafla Theo’ya durumu haber verdi. 24’ü akşamı Theo Arles’a doğru trene bindi. Vincent’ın haber yollamak suretiyle tüm ısrarlarına karşın Gauguin kendisini hastanede ziyaret etmedi. Noeli ağabeyinin başında hastanede geçiren Theo ile birlikte 25’inde trene binerek Paris’e döndü. 31 Aralık’ta Vincent’in iyi olduğu haberi Paris’e ulaştı. Kötü ayrılan iki arkadaş daha sonra barıştı. Gauguin yaşanan olayı kötü bir düş olarak nitelendirdi.  4 Ocak 1889’da Theo’ya yazdığı mektupta zorunlu yolculuğa yol açtığı için özür diledi. Theo’nun Arles’ı güzel bir zamanda görememesi yüzünden üzgündü. Vincent’ın kriz geçirmesinin altında yatan nedenler üzerine tartışmalar söz konusudur. Theo’nun Paris’te Joanna Bonger ile nişanlanmış olması gösterilen nedenler arasındadır. Vincent, Theo’nun nişanlanması ile artık kendisine para yollayamayacağını düşünmüştü. Theo’dan para yardımı alamayan Vincent zorunlu olarak Arles’ı terk edecekti. Fakat gösterilen bu nedeni destekleyecek sağlam kaynaklar bulunmamaktadır.

24-Self-portrait with Bandaged Ear and Pipe, 1889

Pipolu ve Kafa Sargılı Otoportre (1888)

Vincent Gauguin’i üzdüğü için çok sıkıntılıydı. 22 Ocak 1889’da Theo’ya yazdığı mektupta buna değindi: “Gauguin’in kalkıp gitmesi ne büyük bir felaket oldu görüyorsun ya…Tam bir ev döşemiş, kötü zamanlarda dostlara da kucak açacak biçimde eşya almışken gene berbat duruma düştük…Hepimiz ölümlüyüz ve var olan tüm hastalıklara açık durumdayız. Bu hastalıklar hoşa giden şeyler değilse de, elimizden ne gelir ki? Yapılacak en iyi şey bunlardan kurtulmaya çalışmak. Gauguin’e –istemeden de olsa- verdiğim sıkıntıyı düşündükçe pişmanlık duyuyorum. Ancak, en son günlere kadar gördüğüm tek şey şuydu: Çalışırken Gauguin’in aklının yarısı Paris’e gidip tasarılarını gerçekleştirmekte, öteki yarısı ise burada, Arles’daydı”

Vincent özür olarak Theo aracılığıyla Gauguin’e iki tane ayçiçeği resmi hediye etti. Gauguin resimleri yanında götürmese de 1900 yılında Tahiti’de  Paris’ten getirdiği ayçiçeği tohumlarını ekti. Çıkan ayçiçeğine bakarak Arles’da Vincent ile kaldığı Sarı Ev’deki odasını süsleyen çiçeklerin resmini yaptı.

Vincent, 4 Şubat 1889’da bir kez daha sinir krizi geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. 26 Şubat’ta komşuları Vincent’ın bir akıl hastanesine yatırılmasına gerektiğine dair bir dilekçeyi belediye başkanına iletti. Hastane yetkilileri de bu fikri onayladı. Mayıs ayına kadar hastanede kaldı. Ancak bir refakatçi eşliğinde dışarı çıkmasına izin veriliyordu. Bu sırada Paul Signac kendisini ziyarete geldi. Vincent yoğun bir çalışma temposu içinde resim yapmaya devam ediyordu. Theo’ya otuz kadar resim yolladı. Theo 18 Nisan’da Hollanda’da evlenmişti. Arles’daki hastanede Shakespeare ve Voltaire okuduğu bilinmektedir. Ayrıca ‘Tom Amca’nın Kulübesi’ni yeniden okudu.

28-The Courtyard of the Hospital at Arles, 1889

Arles’daki Hastanenin Arka Bahçesi (1889)

Vincent, 8 Mayıs’ta kendi isteği ile Saint-Rémy’deki akıl hastanesine yattı. Vincent 16 Temmuz 1889’da Saint-Rémy’deki hastanede ağır bir sinir krizi geçirdi. İçine girdiği ağır depresyon Ağustos ayının sonuna kadar sürdü. Ruh sağlığı bir daha hiç düzelmedi. Resim yapmaya ve Theo’ya yollamaya devam etti. Bu dönemdeodasının penceresinden bakarak yaptığı ‘Yıldızlı Gece’ en bilinen resimlerindendir. 24 Aralık’ta bir daha ağır bir kriz geçirdi ve boya yutmak suretiyle kendini zehirleyerek intihara teşebbüs etti. En sevdiği renk olan sarıyı yutmuştu. Geçirdiği krizlerin aralığı daralmaktaydı. 20 Ocak 1890’da yine ağır bir kriz geçirdi. 31 Ocak’ta Theo’nun Willem isminde bir oğlu oldu.

30-Vincent van Gogh,Yıldızlı Gece,yağlıboya,73x92cm,1889,Museum of Modern Art,New York,ABD

Yıldızlı Gece (1889) 

Vincent 16 Mayıs’ta hastaneyi terk etti. Ertesi gün Paris’te Theo ve ailesi ile buluştu. 20 Mayıs’ta Auvers-sur-Oise’a giderek psikolog Paul Gachet ile seanslara başladı. Aynı zamanda bir koleksiyoner olan Gachet’yi Theo tavsiye etmişti. Vincent Paul Gachet’nin iki tane yağlıboya, bir tane de gravür portresini yaptı. Bu portrelerde Gachet, eli şakağında, melankolik bir halde resmedilmiştir. Elin şakakta olması Batı resim tarihinde melankolinin simgesel ifadesidir. 25 Mayıs 1890’da Theo ve karısı Joanna’ya hitaben yazdığı mektup…”Bugün Dr. Gachet’yi yeniden gördüm. Salı sabahı resim yapmak için onun evine gideceğim, akşam yemeğini birlikte yiyeceğiz, yemekten sonra gelip resmime bakacak. Aklı başında bir adama benziyor, ama taşra doktoru olarak yaptığı işten, benim resimden yıldığım kadar yılmış. Ben de ona kendisiyle memnuniyetle iş değiştirebileceğimi söyledim. Neyse, onunla iyi dost olacağımıza inanmaya hazırım”

37-Vincent van Gogh,Dr.Gachet'nin Portresi,yağlıboya,67x56cm,1890,Musée d'Orsay,Paris,Fransa

Paul Gachet’nin Portresi (1890)

Vincent, 6 Temmuz 1890’da son kez Paris’e gitti. Burada Theo ve ailesini gördü. Toulouse Lautrec ile buluştu. Aynı akşam Auvers’a döndü. 27 Temmuz’da silahla intihar etti. Kendini göğsünden vurdu. Yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Telgrafla haber alan Theo ertesi gün ağabeyinin yanına gitti. Vincent, 29 Temmuz’da hayata veda etti. Başında Theo bekliyordu. 30 Temmuz’da Vincent’ı Auvers’de gömdüler. Eylül ayında Theo’nun sağlığı hızla bozuldu. Frengi geçiriyordu. 9 Ekim’de sinir krizi geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. 25 Ocak 1891’de, Vincent’tan altı ay sonra Utrecht’teki hastanede vefat etti. 29 Ocak’ta Utrecht’te gömüldü. 1914’ün Nisan ayında yattığı yerden Auvers’e nakledildi ve Vincent’ın yanı başına yeniden gömüldü.

20. In the newspaper, the news of van Gogh's suicide in August 7, 1890

Vincent intihar ettiği zaman üstünde Theo’ya yazdığı son mektup bulundu: “Sevgili Kardeşim, Güzel mektubun ve içindeki elli frank için teşekkürler…En önemli iş iyi yürüdüğüne göre, daha önemsiz konularda daha fazla konuşmama ne gerek var? İş ile ilgili konularda daha salim kafayla konuşacak duruma gelmemize çok vakit var besbelli…Öteki ressamlar, içlerinden ne düşünürlerse düşünsünler, doğrudan doğruya resim ticareti ile ilgili tartışmalardan içgüdüsel olarak uzak tutuyorlar kendilerini. İşte böyle, gerçek olan şu ki, yalnızca resimlerimizi konuşturabiliriz. Gene de, sevgili kardeşim, sana her zaman söylemiş olduğum birşey var ve bunu, elinden gelenin en iyisini yapmaya kararlı kafanın son kertesine dek zorladığı çabanın içtenliğiyle bir kez daha söylüyorum, bir kez daha yineliyorum ki, seni her zaman basit bir Corot tüccarından daha ötede gördüm ve görüyorum; sen, benim aracılığımla, birtakım resimlerin üretilmesine katkıda bulundun. O resimleri, en büyük kargaşanın içindeyken bile sükuneti muhafaza etmişler, edeceklerdir. Çünkü varmış olduğumuz yer bu…Bu görece kriz anında sana söyleyebileceğim tek şey, ya da en önemli şey bu…Ölmüş ressamları satanlarla yaşayan ressam ticareti yapanlar arasında durumun çok gergin olduğu bir anda. Böyle işte, ben, kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum, bu çalışma uğruna yarı-deli bir insan oldum –olsun, kabul- ama bildiğim kadarıyla insan ticareti ile uğraşanlardan biri değilsin sen ve hangi tarafı tutacağını, tam insanca davranarak seçebilirsin. Ama bilmem ki…”

 

Bu yazı Tempo Dergisi’nin 2014 Ocak sayısında ek olarak verdiği Van Gogh kitapçığının metnidir.

This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s